Yarım Melodi
Gecenin kör bir yarısı, elimde bir ayna; çocukluğumdan kalma. Cebimden bir kağıt çıkıyor kargacık burgacık yazılar var üzerinde okunmuyor, yine de sımsıkı tutuyorum sana dair, bana dair, bize dairdir diye. Susuşlarımda boğuluyorum bir ara, benliğimi kaldırıp gökyüzüne bakıyorum – evet, ben hâlâ her şeyi tüm benliğimle yapıyorum – başım dönüyor. Yıldızlar ne kadar uzak değil mi? İnsanlar diyordun, gerçekten istedikleri zaman her şeyi yapabilirler, sen yapabildin mi istediklerini, ulaşabildin mi o çok istediğin yıldızlara? Bak ben hapsettim senin yıldızlarını aynama dokunabilmek için, sana verebilmek için… Koştum soluk soluğa sokaklarda, seni aradım ama sen yoktun.
Odandayım şimdi, açık pencereden serin bir rüzgar girdi biraz önce, tüm ruhumu titretti, bütün çocukluğumu odaya saçtı. Ölüm yanına geldiğinde senin de ruhun titredi mi, elini çabuk tutup toplayabildin mi çocukluğunu, yoksa odanın bir yerlerine sıkışıp kaldılar mı? Nedeni zamanın kollarına dolanmış bir şeyler gizli bu odada. Tıpkı benim odam gibi… Yoksa sen de mi her yürek burkuntunu yastığının altında gizledin ve esen rüzgar uçurmasın diye her gece gözyaşlarınla suladın? Kendi yitirmişliklerim ve kırılışlarımla uğraşırken senin de aynı şeyleri yaşayabileceğini düşünemedim, üzgünüm. Bana her zamanki sıcaklığıyla gülümserken o masum yüzün, ardındaki acıyı, acıtılmışlığı fark edip paylaşamadım seninle. Bu yüzden mi bizleri terk ettin, bir kez de sen mi acıtmak istedin seni anlamayan bizleri?
Kalbim ağrıyor, sanırım yokluğunun farkına varmaya başladı. Senin de ağrıyor mu şimdi yaralı kalbin, yoksa zaten yanımızdayken yeterince ağrıdı mı? “İnsanlar kendi yazdıkları hikâyeleri yaşarlar, yaşadıkları ölçüde mutlu olurlar.” Tam olarak böyle diyordun bir sohbetimizde. Hikâyeni istediğin gibi bitirdin, mutlu musun?
Usulca odanın kapısını kapatıyorum arkama bakmadan. Halının altındaki anılar senin olsun, dolabındakiler de öyle. Onları karıştırdıkça yokluğun sarıyor dört bir yanımı. Sahile inip bir banka oturuyorum. Güneş batmak üzere, koyu bir kızıllık kaplamış gökyüzünü. Ansızın bir martı uçuyor güneşe doğru çığlık çığlığa ve haykırıyor tüm olumsuzluklara inat: Yaşamı büyük bir yürekle kucaklamalısın, o sana daha fazlasını sunacaktır. Gülümsüyorum martıya ve kalkıyorum banktan, dudaklarımda tamamlanmayı bekleyen yarım bir melodi…