“Her yer ses... Kim geldi... Ne zaman geldi... Uyur uyanık bir haldeyim. Sinirli... Kim olduklarını çıkartamadığım aşina yüzlere bakıyorum alık alık. Bir hışımla mutfağa doğru yürüyorum. Orası da dolu. İyice sinirleniyorum. ‘’ Ne diye geldiniz ki şimdi siz, hem de haber vermeden...,, kim olduklarını hala ayırt edemediğim kalabalığa...”
Her yer ses... Kim geldi... Ne zaman geldi... Uyur uyanık bir haldeyim. Sinirli... Kim olduklarını çıkartamadığım aşina yüzlere bakıyorum alık alık. Bir hışımla mutfağa doğru yürüyorum. Orası da dolu. İyice sinirleniyorum. ‘’ Ne diye geldiniz ki şimdi siz, hem de haber vermeden...,, kim olduklarını hala ayırt edemediğim kalabalığa. ‘’ Büyük büyük gelmedik daha,, diyen sesin dayımın kızına ait olduğunu ayrımsıyorum. ‘’ Büyük büyük gelmedik te ne demek Allah aşkına Ayşe, gelmenin büyüğü küçüğü nasıl bir şey ki,, diye haykırıyorum nerdeyse.Ayşe’nin gözlerinde garip bir kıpırtı. Anlam veremiyorum. ‘’ Haber verseydiniz en azından hazırlık yapardık,, diyorum daha da artan bir kızgınlıkla... Ev büyümüş... Köyümüz dolmuş her bir köşesine. Dönüp salondan gelen sessiz gürültüye doğru yol alıyorum. Kapıyı açar açmaz sessiz kalabalık yüreğime yüreğime çarpıyor. Deli, azgın dalgalar gibi. Tuzuyla kaplanıyorum. Girdabına kapılıp, akıntısına kürek çekiyorum. Uykunun aymazlığındaki gözlerimden hiddetli bakışlar savruluyor dört bir yana. Ama bağırmıyorum. Bağıramıyorum... Sessizliğin fırtınasında garip bir huzur duyuyorum. Tam karşımda incir ağacının gölgesinde babaannem yatıyor. Elma kokusunda uzanıyorum yanına. Koynuna sokuluyorum mutlu gülümsemelerle. Siyah benekli pösteki yavaş yavaş bedenlerimizi kaplıyor. Babaannem koyun, ben kuzusu oluyorum. Bahçe kapısından Sıdıka giriyor eline kaynaşmış kalın, kızıl sopasıyla. Peşinde köyün çocukları. Anlamsız hırıltılarla kızıl sopasını şöyle bir savurtuyor onlara doğru son kez. Gidip dut ağacının gölgesine yuvarlanıyor eciş bücüş... Kollarını, bacaklarını çekiyor karnına doğru, ardından kafasını da...Kabuğa dönüşüyor bir anda. Diğer yandan Hatçe yenge çıkıyor birden ortaya sislerin arasından. Kabuğun üstünde tepiniyor, tepiniyor...Kırık dökük nidalar yayılıyor Kazdağlarına doğru... Sıdıka artık yok. Kocasının içine şeytanı sokan bu kabuktan bütün hıncını almanın sevinciyle bulutlara yükseliyor şen kahkahalarla... ‘’ Senin kocan şeytanın ta kendisi,, diyor babaannem bulutlara doğru. ‘’ Yoksa şu aklı yarım kabuğun üzerinde ne işi olurdu,, diye de ekliyor ardından... Gökyüzünde kızılca kıyamet kopuyor babaannemin sözlerine. Şimşekler, deli kasırgalar dört dönüyor üstümüzde. Derken durulup gözyaşlarını akıtıyor bulutlar. Biriken yaşlar nehire dönüşüp yamacımızdan süzülüp gidiyor dingin sessizliğiyle. Birden arkalardan gelen sese dönüyorum büyülenmişçesine. Özlediğim, hasret denizinde boğulduğum çilek kokusu sarıp sarmalıyor birden tüm varlığımı. Annem... ‘’Anne...,, diye sesleniyorum sevinçten delirircesine. Annem o kadar güzel ki... Gözlerimi alamıyorum. Dupduru bir güzellik. Yağmurdan sonraki berraklık gibi, huzurun dinginliği gibi... Bembeyaz başörtüsüyle, ruhumu besleyen dualar gibi... Yüzündeki çizgiler yok. Yorgunluk yerini aydınlığa bırakmış. Yenilenmiş, coşmuş bir güzellik... Annem beni duymuyor... Annem bana bakmıyor... Sağanak yağmurlar boşalıyor gözlerimden yüreğime... ‘’ Canım annem...,, Annem benimle ilgilenmiyor... ‘’ Canım kızım de sen de anne nolur...,, diyorum son bir umutla. Annem de ses yok... Sakin, vakur ne yaptığının bilincinde bir edayla önündeki tencereden durmadan pilav dolduruyor tabaklara. Sakinlik düşüyor benim de üzerime. Yardım edeyim diyorum ama tencere bomboş... Anneme bakıyorum şaşkın şaşkın. Annem hala pilav doldurmaya devam ediyor tabaklara. Durmadan. ‘’ Annem...,, diyorum ellerine uzanıp... Annem yine bakmıyor bana. Korkuyorum... Üşüyorum... Kan ter içinde uyandığımda annemi görmenin sevinci yerini korkuya, tedirgin bir bekleyişe bıraktı. Çok geçmeden de kötü haber balyoz gibi üzerimize çöküverdi. Göçertti. Yerin dibine dibine geçirdi yüreklerimizi. Katran karası gecelere hapsetti. Annem abimi de yanına alıp gitti...
Zamira Candan / 29.05.2008Yüreğimi dağladınız,öyle ki hala içim titriyor.Ateş düştüğü yeri yakarmış ya,siz yaka ateş beni de kavurdu.Paylaşımınız için ayrıca teşekkürler.Yalnız değilsiniz yüreğim sizinle.Sevgiler saygılar.
Ziyaretçi Yorumu / 28.05.2008"...‘’ Annem...,, diyorum ellerine uzanıp...
Annem yine bakmıyor bana. Korkuyorum... Üşüyorum...
Kan ter içinde uyandığımda annemi görmenin sevinci yerini korkuya, tedirgin bir bekleyişe bıraktı. Çok geçmeden de kötü haber balyoz gibi üzerimize çöküverdi. Göçertti. Yerin dibine dibine geçirdi yüreklerimizi. Katran karası gecelere hapsetti. Annem abimi de yanına alıp gitti..."...Gözyaşlarımı tutamadım...Hala da, ıslak kirpiklerim...Acı bu acı!..Kaybın yerini bu boşluğu kimse doldurmayacak, biliyorum...Allah sabırlar versin, bunu gönülden diliyorum...Paylaşımınız için yürekten teşekkürler...Saygılarımla...
Ziyaretçi Yorumu / 28.05.2008okurken o an`ı bilinçsizce yaşadım, ürperdim...okurken kendimi istemeden kaptırdım ve heyecan duydum..okurken buram buram yaşanmışlık kokan bir olayın edebi anlamda nasıl satırlara yansıması gerektiğini bir ders niteliğinde öğrendim..okurken kendimi şanslı bir `okur` gibi hissettim...`şükran aşar` klasikleri bitmiyor..çantanızdan öyküleriniz,kaleminizden kalite ve özgünlük eksik olmasın...
keyifle...