kayit
Google Özel Arama
22 Kasım İzmir Buluşması! Katılmak için Tıklayınız...
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Düş Hikayeleri

Yaşam ve Rüya


Yaşam ve Rüya


Marmaris… bir pansiyonun odası

Etraf bir sürü ağaçla çevrili, onlarca kişi omuzları çökük, toprağın üzerinde yürüyor kadınlı erkekli… Pek çoğu tanıdık, aaa şu kocam, şu yüzü gözü kızarmış kollarına girilip yürütülen de annem. Niye ağlıyorlar ki böyle? Çoğu tanıdık geliyor ama şu uzun boylu, iri gözlü, kara kaşlı adam da kim? Tanıyorum onu da.. Ama niye bu kadar büyümüş. Erkek kardeşim o, tanıdım şimdi… Ersin… Bir tek o ağlamıyor kalabalığın içinde. Burası bir mezarlık galiba, kim öldü ki? Taşınan tabut benim yakınım mı, herkes burada baksana! Sağa sola bakıyorum, kimin öldüğünü bir türlü anlayamıyorum. Meraktan çıldıracağım şimdi. Hem ben neden böyle onlardan biraz yukarıdayım ki? Sinema izler gibi izliyorum onları? Renkler de bir tuhaf, iki boyutlu gibi her şey.

Birden bir yatakta buluyorum kendimi, başucumda kardeşim. Sesim ve nefesim zor çıkıyor. Ersin ağlıyor, iri kara gözlerindeki yaşı görüyorum, içim eriyor. Çok severim onu, bir başka severim. Doğduğu akşam annemin yanında ilk gördüğümde sevdalandım ay yüzüne. Gülümsedi bana… Yeni doğan bebek gülümser mi, o gülümsedi. Bana hem de… Kıyamam onun gözündeki bir damla yaşa, ağlamasın. Konuşuyor, sesi geliyor kulağıma;

… Sırası mıydı abla gitmenin, bunca yıllık çileyle, acıyla elde ettiğin şey bırakılıp gidilir mi?

Büyük bir havuzdayım sanki, kayıyorum suyun içinde. Ama bu su da değil, yok bu başka bir şey. Tanımıyorum ama korkunç güzel. Çekip sürüklüyor beni hazzın daha derinlerine. İçimde artan huzurun tadına karşın, Ersin’in gözündeki yaşa bakıyorum ve içinin acıdığını yüreğimin taa derininde duyuyorum. Canım çok yanıyor, delik deşik oluyor her yerim sanki. İkiye ayrıldım galiba, bir yanım tarifsiz bir huzurda, bir yanım bıçakların sırtında. Kanatıyor bıçaklar… Kanayan damlalar da Ersin’in kara gözlerinden akıyor. Dayanamıyorum bu acıya daha fazla ve son gücümle ağzımdan çıkartmaya çalıştığım kelimelerle anlatmaya çalışıyorum içinde kaydığım o güzel hazzı:

… Ağlama, sakın ağlama! Ben sonsuz bir huzurun içindeyim. Mutlu olduğumu görmek istiyorsan sil yaşlarını. Öyle huzurlu ki orası, bırak gideyim artık. Böyle gerekiyor, gitmeliyim.

… Hayır, şimdi değil, onu bırakıp gidemezsin.

Gülümsüyorum, dünyadaki mutluluk nedir ki? Şimdi içinde yüzdüğüm huzurdan büyük mü? Nasıl anlatsam ki bunu ona? Anlatamam, gücüm yok…

… Sakın ağlama arkamdan, hele sen sakın ağlama. Herkese de söyle ağlamasınlar e mi?

Dalıp gidiyorum huzurun koridorlarında ve tekrar mezarlıkta buluyorum kendimi. Nasıl da anlamadım.? Tabuttaki benim, öldüm ben… Ölürken de Ersin’e arkamdan ağlamayın dedim. Ama feryatlar kulaklarımı yırtıyor, niye ağlıyorlar ki? Ersin sağında solunda kendini paralayanlara bakıyor, gözleri kırmızı ama ağlamıyor. İçinden geçenleri duyuyorum.

“ Ne desem boş, dinlemezler ki beni abla, ağlıyorlar işte ne yapayım?”

Sırtı dönük bana ama, ne tuhaf gözlerini görebiliyorum ve benimle konuştuğunu biliyorum. Bir tek o kendinde ve düşünceleri bana ulaşıyor, diğerleri bana ağladığını sanıyor ama bilmiyorlar ki kendilerine ağlıyorlar aslında.

Tabut kazılan çukura iyice yaklaşıyor, feryatlar artıyor. Canım sıkılıyor… Ya deli mi ne bunlar, ne var bu kadar paralanacak? Baksana benim keyfime. Ölüm buysa ohh…

Ama ağlama sesleri o kadar yüksek ki, tadını çıkaramıyorum keyfimin. Bir şeyler yapmam gerek, anlatmalıyım onlara… Bağırıyorum tüm gücümle… O da ne? Sesim yok ki, beni duymuyorlar. Birden fark ediyorum vücudum da yok. Ellerim ayaklarım gözlerim, kulaklarım hepsi orada tabutun içinde yatıyor, benim değiller artık. Işık da yok, zaman da yok, dokunacağım, tutacağım hiçbir şey yok, canımı acıtacak herhangi bir şey de… Bütün bu yokluğa ve hiçliğe rağmen her şey çok güzel. Tuhaf bir durum bu…

Birden mezarlıktaki oyun için az vakit kaldığını anlıyorum, o tabuttaki beden çukura girdiği anda ben artık burada da olmayacağım. Şimdi neresi olduğunu bilemediğim daha başka bir yere gideceğim, biliyorum. Ben bu kadar mutluyken onlar da ağlamaya devam edecekler. Bunu onlara nasıl anlatmalı, duymuyorlar ki beni. Bana yakışmaz, ben mutluyken beni sevenlerin ağlaması, hiç yakışmaz. Mutluysam paylaştım ömrümce, değilsem kendime sakladım, saklayabildiğim kadar. Bütün çabalarım boşa mı gidecek, bunlar benim ardımdan yıllarca ağlayıp duracaklar şimdi. Ama sanki kocamın ağlaması pek içten değil de sadece oynuyor gibi, yan gözle diğerlerine tuhaf bir duyguyla bakarken yakalıyorum onu ara sıra. Beni o kadar sevdiğine göre onun acısını da hissetmeliydim! Ama ne garip hissetmiyorum. Sadece bir boşluk var onunla ilgili… O değil miydi benim eşim? Böyle mi olur sevgi? Bir eksiklik var sanki içimde… Paylaşamadığım bir şeyler var onunla. Onun şimdi acı çektiğini hissetmiyorum ama hiç mutlu olduğunu da hissedemedim ki yanındayken.

Neyse şimdi onunla vakit kaybedemem, hiç değilse ötekilere duyurmalıyım sesimi. Hele de anneme… Ah gözü yaşlı annem, bir kere gözlerinin içinin güldüğünü görseydim! Göremeden gittim işte… Hayat boyu ağlayan yüreği şimdi çok daha korkunç bir acıyla kavruluyor. Bedenim de yok ama nasıl bir şeyse bir yerlerimde onun acısını bire bir algılıyorum, canım çok yanıyor…

Bir kez daha, bir kez daha bağırmayı deniyorum ama boşuna. Çukura az kaldı, birazdan koyacaklar içine bedenimi, acele etmeliyim… Debeleniyorum olduğum yerde, kimse duymuyor ki.! İçimde acı ile haz kavga ediyor, bir taraf kazanmalı ama hangisi? İki duygu, iki ayrı yöne doğru çekiyor benliğimi… Böyle devam ederse parçalanacağım sanki zerrelerime. Toprağa teslim etmek üzereler ellerimi, ayaklarımı, sesimi ve tüm yaşadıklarımı…

Bir karar vermek zorundayım, şu güzel huzuru mu seçmeliyim, sevdiklerimi mi? Onları bu acıyla bırakamam arkamda, bencillik olur bu. Geri dönmeliyim sanırım, çektikleri acı dayanılır gibi değil. Bütün zerrelerimi yakıyor, cehennem bu mu yoksa? Öteki tarafım yüzdüğü huzur denizinde rahat değil, vicdan azabı duyuyorum. Bir yanım cennet, bir yanım cehennem sanki… Cennette bir başıma, onlarsız ne yapacağım ben? Onların arkamdan acı çektiklerini bilerek nasıl giderim? Nasıl bir başıma bencilce yaşarım bu hazzı, dönüp anlatmalıyım onlara. Ya da
vazgeçmeliyim cennetten, dönüp gözümü, kulağımı, sesimi geri almalıyım. Gözüm kulağım, sesim, bedenim olmadan ulaşamam onlara, beni duymazlar… Of ne kötü, keşke dönmeden anlatmanın bir yolu olsaydı. En iyisi geri dönmek galiba…

Birden her şey silindi, kopkoyu bir karanlık, ardından bir ateş rengi sardı etrafımı.

Şimdi yataktayım, kocam da yanı başımda uyuyor. Korkunç bir sıcak var, çarşaf inanılmaz bir terle ıslanmış, bu kadar ter neremden çıktı anlamadım. Nefes almaya uyandıktan sonra başladım adeta. Doğru ya tatildeyiz Marmaris’te. Of rüyaymış…

Ercan yanımda her şeyden habersiz uyuyor, zaten neyin farkında ki? Hayalet gibi dolaşıyor hep ortalıkta. Şu güzelim tatil bile onu uyandırmıyor uykusundan. Benim farkımda bile değil, onu nasıl sevdiğimin, nasıl sevilmek istediğimin farkında değil. Öyle uzak ki bana, elini bile sürmüyor. Derdi ne bir anlayabilseydim. İçim sıkılıyor yalnızlıktan, çok mutsuzum. Hiç konuşmuyor benimle, ağzından çıkan kelimeler ruhsuz. Tıpkı rüyamdaki gibi sadece bir beden, bir fotoğraf sanki... Sahi gördüklerim rüya mıydı gerçekten? Sanki yıllar sonrasıydı. Ersin daha on altı yaşında ama rüyamda büyük bir adamdı, şimdi incecik dal gibi bir çocuk. Bırakamazsın dediği neydi acaba Ersin’in? Kimdi?

Hep tuhaf rüyalar görürüm ama böylesini de görmemiştim. Korkmadım ama çaresizlik duydum, acının ve huzurun bu kadarını hiç tatmamıştım şimdiye kadar. Rüya değil de gerçek gibiydi. Rüya mıydı sahiden?


8 YIL SONRA....



Çapa Tıp Fakültesi...

Yine o huzur denizi, bu sefer acemisi değilim, epeyce tanıdık geliyor. Yatağımda yatarken birden kendimi o denizin içinde buldum.

Saat akşam üzeri beş ile altı arası. Daha ameliyattan çıkalı birkaç saat olmadı. Oğlum odaya yarım saat önce getirilip şeffaf beşiğine yatırıldı. Ayıldıktan sonra ilk işim onu istemek olmuştu. Genç bir hemşire getirip kırmızı kaşsız, kirpiksiz yüzünü gösterdi bana.

On acılı yılın meyvesi, kucağımda nefes almaya cesaret edemeyip geri dönen beş bebeğimin en güçlü ve cesaretlisi… Hoşgelmişsin ellerime ve yüreğime, hoş gelmişsin!

Uyuyor kıpkırmızı suratıyla. Annem de odadaki diğer yatakta çoktan uykuya dalmış, Nevin başucumda bir şeyler okumaya çalışıyor.

Kayganlık artıyor beynimde, ellerim ayaklarım gidiyor benden, alıyorlar! Bir şeyler yapmalıyım

Cılız bir sesle;

"Ayağa kaldır beni" diyorum Nevin’e. Şaşırıyor;
"Delirdin mi, daha ayağa kalkman için izin verilmedi."
"Çabuk beni ayağa kaldır ve ellerimi, ayaklarımı oynat."

Annem sesimize uyanıp fırlıyor yataktan. Ayaktayım şimdi, geldi yerleşti içime o kaygan huzur, yıllar öncesinden. Yüzümün haline bakan Nevin fırlayıp hemşire bankosuna koşuyor.

Ellerimi oynatmalıyım, ayaklarımı da. Onlarsız neler olduğunu çok iyi bilirim üstelik ben, hatırladım. Annem şaşkın, zaten uyku sersemi olur, bir de heyecanlı, doğumun yorgunluğu üstünde.

Kapıdan benim sevimli Fatoş hemşirem giriyor bembeyaz yüzüyle. Nevin de yanında, ellerinde şeker ölçüm cihazı ve tansiyon aleti. Çabuk ellerle tansiyonum ölçülüyor, Fatoş hemşire biraz daha soluyor. Nöbeti yeni devralmış. Sıra şekere geliyor parmağım deliniyor, bir damla kan… Stik alete takılıyor… "Biiippp", tanıyorum bu sesi ben. Ölçülemeyecek kadar yüksek, bu bip sesinin anlamı buydu biliyorum.

Dalgalanan zihnimi toparlamaya çalışıyorum, bir koşturmaca. Fatoş hemşire elinde bir şırınga ile geri dönüyor… İnsilün olsa gerek bu. Hiç yapılmadı bunca aydır. Gerek kalmadı, öyle titiz davrandım ki, asla yükselmedi şekerim. İki buçuk aydır hastanedeyim, parmaklarım delik deşik iğnelerden. Şimdi sırası mı, niye?

İyice kayganlaştı zihnim, gidiyorum, gitmemeliyim, gidemem. Ersin öyle dememiş miydi bana? Sırası değil şimdi. İşte buydu, bırakamazsın dediği şey, oğlum… Aman Allahım!

Başımı çeviriyorum beşiğine, uyuyor hala. Bir ses geliyor kulaklarıma, ses mi, yoksa başka bir şey mi? Birileri konuşuyor benimle, ama benden başka kimsenin duyduğu yok, insülini vermeye çalışıyorlar bedenime. İğnenin acısını duymuyorum. Ses konuşuyor, "Hadi gel artık, bak burası bildiğin gibi, seni bekliyor".

Kapılıyorum, sesin peşi sıra gidiyorum. Çok huzurlu ve kaygan, uçuyorum bir yerlerde. Olmaz, gidemem şimdi. Başımı beşiğe çeviriyorum, hala uyuyor. Üzerinden bir şey yukarı doğru çıkıyor, oradan da benim üzerime geliyor hızlıca.

İkinci kez bip sesini duyuyorum uzaklardan.

"Gelemem, onu bırakıp gelemem. Bu kadar acı ve uğraşla o geldikten sonra olmaz, bırakın beni"

"Çok acı çekeceksin, boşver, yetmedi mi?"

"Olsun çekeyim, razıyım, gelmeyeceğim."

İkinci insülin yapılıyor koluma… Ses devam ediyor konuşmaya ama yalnız değil sanki o ses, yanında birileri var.

"Gel gör istersen yaşayacaklarını, belki kararın değişir. Görüp kabul edersen kalabilirsin, karar senin."

Kayboluyorum dünyadan, başka bir yerdeyim şimdi, tarifsiz. Seyrettiğim bir şeyler var bana ait. Bir dolu şey geçip gidiyor gözlerimin önünden bana ait. Beni seyrediyorum üçüncü şahıs gibi, korkunç bir acı içinde. Gerçekten korkunç, dayanılır gibi değil. Bütün zerrelerimle yanıyorum o ızdırabın içinde. Ben mi yaşayacağım tüm bunları, ben bunu hak etmedim diyorum, asla hak etmedim.

"Gördün mü, hala kalacak mısın?" diyor ses…

Direniyorum zihnimi bende tutmaya, teslim olmamaya. Bir yanım cennet, bir yanım cehennem yine, yıllar öncesinde olduğu gibi. Yine bir seçim, bir kez daha, bir kapı daha kapanacak suratıma. Seçmem gerek. Bir pazarlığın içindeyim o an sanki. Ömrümün kalan kısmına karşılık acılar sunuluyor önüme… Ya ızdırabı kabul edip yaşayacağım, ya tembellik edip o güzel huzurun içinde kayacağım.

Ama sanki tüm gerçek bu değil, bir şeyler saklanıyor benden, bir oyun oynanıyor bana. O huzur da yanıltıcı ve geçici. Asıl gerçek başka bir yerlerde saklı. Bunu hissediyorum ve bu hisse güveniyorum.

Gücümü toplayıp seçimimi söylüyorum. "Cehennem… Kalacağım, kalmam gerek…"

Asıl şimdi kalacağım… Şimdi hiç gelemem artık, bırakın beni. Nasıl bırakırım onu? Baksana kıpkırmızı yüzüne, bensiz başaramaz, hissediyorum. Beraber savaşacağız, sözümüz var birbirimize hatırlıyorum. Sözümü tutmalıyım. Ben önemli değilim artık, beni aştı bu acı.

"Sen bilirsin, kal bakalım. Ama işin zor, çok iyi biliyorsun."

Evet, biliyorum. Cevap vermek istiyorum, benimle konuşan ses kayboluyor birden.

Dönüyorum tekrar hastane odasının içine, sanki gideli çok olmamış, her şey bıraktığım anda ve yerde. Hatırlamaya çalışıyorum seyrettiklerimi, boşuna… Hatırlayamıyorum. Beynim çatlayacak gibi sanki. Bir tek düşüncelerim var benimle, bir de o sesle konuştuklarımız. Seyrettiklerime ne oldu böyle, nereye gittiler beynimden, hatırlamıyorum. Hatırlamam gerek, kahretsin silindi her şey. Ne oldu övündüğüm hafızama?

Ellerim, ayaklarım yok bende. Bir iki saat önce kesilen karnımı da hiç hissetmiyorum.

Odadaki sesler gitgide yaklaşıyor bana doğru. Fatoş Hemşire bembeyaz yüzle yatağımın bir köşesinde elinde şeker cihazıyla oturuyor. Nevin’le annem zaten çoktan şoka girmişler, şaşkın şaşkın bakıyorlar bana. Bir "biiipp" daha ama bu seferki farklı, bunu da tanıyorum. İnce, tiz ve kısa…

Fatoş Hemşirenin sesi hiç bu kadar tatlı gelmemişti iki aydır kulağıma;

"Of çok şükür Allahım, geçmiş olsun hepimize…"

Gülümsüyorum yeniden doğduğumu bilmeden. İlk doğduğumda da ağlamamışım ki ben… İçimde bir acı var ne olduğunu bilmediğim. Neler seyrettim öyle, korkunçtu,hatırlayamıyorum…

Kahretsin hatırlayamıyorum…


Yaşam ve Rüya
Yazı Sahibi
Nesrin Dabağlar
Nesrin Dabağlar tarafından 25.11.2007 tarihinde eklendi 531 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı



Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
yazı çok güzel imgler ve diğer yazınlsa özellikler çok hoş


11/26/2007 tarihinde yorumlandı.


Kasım
18
Oğlumun İsmi "barış"
Zeynep AkıllıDüş Hikayeleri • 46 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
11
Gizemli Bağlar 2
Gürcan ŞenDüş Hikayeleri • 75 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
8
Huzura Koşmak
Emine DenizDüş Hikayeleri • 107 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
7
Gizemli Bağlar 1
Gürcan ŞenDüş Hikayeleri • 82 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
7
Sevişmenin Hiç Hali
Kıvanç BosuterDüş Hikayeleri • 152 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
1
Tanrının Zerrecikleri
Nesrin DabağlarEleştiri Makaleleri • 457 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Kasım
27
İz Bırakanlar
Nesrin DabağlarHayata Dair Denemeler • 228 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
27
Mum ve Ayna
Nesrin DabağlarHayata Dair Denemeler • 286 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
27
Misafir Sanatçı
Nesrin DabağlarHayata Dair Denemeler • 165 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
27
Şu Sazı Çalanda
Nesrin DabağlarHayata Dair Denemeler • 260 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
25
Beyin Dalgalarının Gizemi
Nesrin DabağlarBilimsel Makaleler • 781 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
25
Aşkın ve İhanetin Kimyası
Nesrin DabağlarBilimsel Makaleler • 620 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
25
Yaşam ve Rüya
Nesrin DabağlarDüş Hikayeleri • 532 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
1
Tanrının Zerrecikleri
Nesrin DabağlarEleştiri Makaleleri • 457 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Kasım
25
Taşyürek
Nesrin DabağlarDüş Hikayeleri • 452 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Yaşam ve Rüya, Yaşam ve Rüya hikayesi, Yaşam ve Rüya hikaye, Yaşam ve Rüya nedir?, Yaşam ve Rüya hakkında bilgi, Yaşam ve Rüya hikayeleri, Nesrin Dabağlar hikayeleri, Yaşam nedir, Yaşam hikayesi, Yaşam hikayeleri, Rüya nedir, Rüya hikayesi, Rüya hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi




ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Aldananlardan Olmayın !

Erol Sunat
Laf Demini Almadan Olmaz…

Sezer Nişancı
Teknolojide Zırvalamak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Credit Counseling | Turquoise Rings | Student Credit Cards | Debt | Car Credit | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul