Yazacağım Ben Yazar Olacağım
Yazacağım ben, yazar olacağım!
“Mayın tarlasına attı ilk adımını… Tek bir yanlış adım hayatı demekti. Ama onun umurunda bile değildi. Dokundu kuma, sanki…” Ceren bu satırları yazarken hırsla kalemi bıraktı. İçerde yine ana babası tartışıyorlardı. Başını aldı ellerinin arasına… Gözlerinden yaşlar dökülürken tek düşünebildiği “Nasıl böyle kavga edebiliyorlar? Bir zamanlar birbirlerini sevmiyorlar mıydı?”düşüncesiydi…
O anda annesi içeri daldı. Bir solukta “Eşyalarını topla, ne gerekiyorsa al. Ben bu evde bir saniye daha duramam. Hadi çabuk ol. Gidiyoruz.” Dedi. Ceren boş bir ifadeyle baktı annesinin yüzüne.” “babam? Babam ne olacak?” diye sordu. Yüzü çaresizdi, ifadesizdi. Düşünceler aklından şimşek hızı ile geçmeye başladı. “Gidiyoruz. Her şeyi bırakıp gidiyoruz. Babam tek başına kalacak. Peki ya Cemre? O da mı gelecek? Daha üç yaşında… Masum, suçsuz… Ve en önemlisi bunları yaşamayı hak etmiyor. Ben? Ben de hak etmiyorum.”
Kararını vermişti. Bunun bir karar değil içinde aylardır dinmeyen gözyaşlarının oluşturduğu intikam duygusunun sonucu olduğunu yıllar sonra kitaplarını imzalarken anlayacaktı. Annesine baktı. Biraz olsun sevgi ve burada kalmak istediğine dair bir üzüntü aradı. Ama yoktu. Annesinin yüzü sadece öfke doluydu. “ben, ben burada babamla kalacağım.” Dedi.
Annesinin o bakışını sonsuza kadar unutamayacaktı. Hayal kırıklığı, öfke, dehşet ve çaresizlik… Bütün bu duygularla bakıyordu Melahat Hanım… “Ne dedin sen?” ancak söyleyebilmişti dişlerinin arasından çıkan bu üç kelimeyi… Ceren cevap vermeden kardeşi Cemre’nin yanına koştu. Uyuyordu şirin kardeşi… Uzun saçları dökülmüştü yüzüne… Ceren birkaç saniye seyretti onu. Soluk alışını dinledi. Ta ki annesi içeri girene dek…
Annesine baktı. Belki de aylardır söylemek istediklerini şimdi söylemeliydi. Söylemeli miydi? Birden döküldü dudaklarından kıldan ince kılıçtan keskin ve hayatının en acı sözleri olan sözler… “Ne hakkın var bize bunları yaşatmaya? Hadi ben anlarım. Ya Cemre’ye ne diyeceksin? Evi terk etmek kolay değil mi? Kavga etmek, sorun çıkarmak. Ama iş boşanmaya gelince yanaşmıyorsun. Bize acı çektirmek mi istiyorsun? Yeter artık be YETER!”
Annesi durdu birkaç saniye… Sindirmeye çalışıyordu kızının sözlerini. Neden sonra Cemre’yi yatağından kaldırdı. Bir iki giysi aldı ve çıkıp gitti. Ceren arkasından sadece çarpan bir kapı sesi duydu. Sonrası boştu. Yatağa yığılıp gözlerini kapadı. Bir süre sonra da uyuyakaldı.
Sabah kapı sesiyle uyandı. Kalktı ve mutfağa gitti. Babası kahvaltı hazırlıyordu. Kızının yanına geldi. Birbirlerine baktılar bir süre… Sonra sarıldılar. Bir süre öyle kaldılar. Ayrıldıklarında babası hemen konuşmaya başladı. “Yaşın küçük, şöyle birkaç yaş daha büyüsün seni biriyle nişanlarız. Sonra da evinde oturursun işte…” Cerenciğin gözleri dehşetle açıldı. “Ne dedin baba? Nişanlamak mı? Baba ben daha 13 yaşındayım. Ne nişanlanmasından bahsediyorsun? Hem ben ev kadını falan olmam, olamam. Yazacağım ben, yazar olacağım.” Babası hiddetlendi. “Saçmalama! Ben ne dersem o olur bu evde. Sana buluruz bir koca oturursun evinde.” Ceren çok sarsılmıştı. Bu yüzden aklına ne gelirse saydı döktü. “Annem de senin yüzünden gitti değil mi? Bu evde senin sözün geçiyor diye? Ben annemin yanına gideceğim. Gideceğim senin yanından…” baba kızını kaybetme korkusuyla yumuşadı. “Tamam, canım kızma hemen. Hele biraz büyü de sonra konuşuruz bunları…”
Bu olaydan tam 12 yıl sonra ikinci kitabının imza günündeydi Ceren. Çok yoğundu. Başını kaldıramayacak duruma gelmişti. Kitap imzalatmaya bir de küçük kız geldi. Kıza bakmadan sordu Ceren, “Evet canım adın ne?” “Adım Ceren.” Ceren kendi adını duyunca annesinin elinden tutmuş olan küçük kıza baktı. Daha üç yaşlarındaydı. Tıpkı üç yaşındayken bıraktığı ve bir daha görmediği küçük kardeşiydi. Kitabı imzaladı. Neden sonra kızın annesine bakma gereği duydu. Bakar bakmaz genç kadına karşı bir çekim hissetti. Yüzüne bir daha dikkatle baktı. Gözleri büyüdü. “Cemre? Ah inanamıyorum Cemre sen misin?” diye haykırdı. O anda kardeşi ile göz göze geldiler. Sımsıkı sarıldılar. Ceren yeğenine de sarıldı. Onu öptü, öptü. İki kardeş uçarcasına çıktılar salondan. Elleri kenetliydi birbirlerine. Sımsıkı bağlanmışlardı. Bir daha hiç ayrılmamak üzere…
Ege Ertan 27.04.07