kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Makale / Eleştiri Makaleleri







Okudunuz Mu?
ÖzkanAydoğan
Özkan Aydoğan


Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3

Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri  3
2 / 7 / 2008  Çarşamba tarihinde Ali Kemal Nacaroğlu tarafından eklendi, 145 kez okundu...

“BEKİR SEPET Yazıları Tüm Yazıları ( 35 ) Hikayeleri ( 34 ) Denemeleri ( 0 ) Şiirleri ( 1 ) Makaleleri ( 0 ) Günlükleri ( 2 ) Bazenleri ( 0 ) Keşkeleri ( 1 ) Bekir Sepet Biyografisi Fotoğrafları ( 5 ) Kalem Dostları ( 15 ) Haberleri ( 26 ) Beğendiği Yazılar ( 0 ) Yaptığı Yorumlar ( 23 ) Aldığı Yorumlar ( 95 ) Favori Yazarları ( 4 ) Yazarı Favoriy...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Ali Kemal Nacaroğlu

Ali Kemal Nacaroğlu







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3


BEKİR SEPET

Yazıları

Tüm Yazıları ( 35 )
Hikayeleri ( 34 )
Denemeleri ( 0 )
Şiirleri ( 1 )
Makaleleri ( 0 )
Günlükleri ( 2 )
Bazenleri ( 0 )
Keşkeleri ( 1 )
Bekir Sepet
Biyografisi
Fotoğrafları ( 5 )
Kalem Dostları ( 15 )
Haberleri ( 26 )
Beğendiği Yazılar ( 0 )
Yaptığı Yorumlar ( 23 )
Aldığı Yorumlar ( 95 )
Favori Yazarları ( 4 )
Yazarı Favoriye Alanlar( 3 )


Profilinden, aşağıdaki cümleleri okuyunca düşündüğümüz karara varırız ve şöyle deriz: Şimdi bir yazar yakaladım. (AKN)

Sevdiği Yazarlar :

Ülke Bütünlüğüne Aykırı, Yazılar Yazmayan. İyilik ve Güzellik Adına Kalemini Oynatan, Ünlü Ya Da Ünsüz Tüm Yazarlar. diyor Bekir sepet.

Sevdikleri : Dürüstlük ve Samimiyet...

Sevmedikleri : Sevdiklerimin Tam Tersi...

*

Hikayeleri okunduğunda, gittikçe yaklaşan bir melodi gibi gelir kişiye. Birini bekliyormuş gibi hisseder sonra kendini kişi. Karanlıkta beklemek neye yarar ki, diye düşünürken asıl amaç bulunur, gece bitmiş, gün başlamıştır.(AKN)


Yazar, hikayesine güzel bir giriş cümlesiyle başlıyor. Yazar, hikayesini sabırla işliyor gibi. Felaket cümlelerinin varlığına bakıp ta onun felaket tellallığı yaptığını söyleyemeyiz. (akn)

------------------

BİR HİKAYESİ

KEŞKE YÜZÜME TÜKÜRSE


Yolun kenarındaki otlarda yayılan bir eşek, otlara yavaş ve iştahsızca ağzını değiriyor ve hemen hemen hiç ot kopartamıyordu. Sırtı çökmüş yara bere içinde, sineklerin kanını emmesini engellemek için kafasını oynatacak gücü bile yoktu. Kuyruğunda kalan üç beş kılı sağa sola yavaşça sallıyor ve sineklerin zayıf bedenini parçalamasını engellemeye çalışıyordu.

Bende elimdeki plastik bardaktaki çaya bisküviyi batırıp ağzıma götürdüm ne iştahım vardı, ne de içimde bir kıpırtı. Sanki iç organlarım çıkartılmış ve yaşamaya, hayata dair ne varsa bedenimden sökülmüştü. Ellerimin üstündeki damarlar yeşil plastik birer hortum gibi kıvrık kıvrık, cildim bir kaplumbağa sırtı gibi kabuk kabuk.

Oturduğum banktan bastonuma yaslanıp ta kalkmak istedim. Zayıf ve yaşlı bedenimin bana göre o eşekten hiçbir farkı yoktu. Artık gitmeliydim; huzur evindeki huzursuz hayatım beni bekliyordu. Gelirken düşüne düşüne geldiğim acılarımı ve geçmişimi, yine düşünerek geri dönmeliydim. Musalla taşı kadar sert ve rahatsız yatağıma.

Ah! Oğlum! yüzünü bir görebilseydim şu ölüm arifesinde, inan benim için bayram olacaktı. Oğlumu düşündüğüm her an gözyaşlarımı tutamıyordum. Kerata doğduğunda altını açtık ve annesiyle ona bakıyorduk da yüzüme işemişti. Onu hoppala yaparken kaç kere ağzıma kustuğunu hatırlamıyorum. Acaba hangi insanın çişi başka bir insanın yüzüne değse tiksinmez? Ya da ağzına kussa midesi bulanmaz? Benim hiç bulanmamıştı…

Bir gün öyle ağladı ki sabaha kadar susmadı, belli ki gazı vardı ve kakasını yapamıyordu, ne yapacağımı bilememiştim saat sabahın dördüydü. Sonra birden altına kakasını yapıp yüksek seste bir gaz çıkardı, hayatımda hiçbir insanın kakasını yapıp ta gaz çıkardığına bu kadar sevinmemiştim. Sevineceğim de hiç aklıma gelmezdi.

Annesi daha o üç yaşındayken ölmüştü, rahmetlinin son sözü son nefesiyle karışırken kısık bir sesle sadece “oğlum” olmuştu. Aslında hiç oğluma söylemedim ama, doğumdan sonra kendini toparlayamadı, zaten oğlumuz doğduktan sonra hiçte ayağa kalkmadı. Doğum sırasında felç geçirmişti. Hey! gül yüzlüm bir evlat uğruna kendine kıymıştı.

Hal bu ki doktor “gelin bu çocuğu alalım hayati tehlikeniz var” demişti, ama o dinlemedi “ben çocuğumu ölümüm pahasına bile olsa doğuracağım” demişti. Ve doğurdu; kendi hayatını aldı oğlumuzun hayatını verdi. Mübarek kadındı; üç sene yattı bir kere bile of demeden bir gün güneş görmeden, bir evlat uğruna canından vazgeçti. Aldı saflığını, temizliğini, bu kahpe dünyadan çekti gitti bir evlat uğruna. Kabri cennet olsun. Ben de onun yerine kimseyi koyamadım, koysam bile üvey olacak oğluna acaba bakacak mıydı? Ya oğlumu sevmezse…

Ben oğluma hem babalık hem annelik yapmaya çalıştım ama annelik yapmak ne mümkün, ne de kolay bir şeymiş. Yani kısacası, sadece babalık yaptım. Annelik isteyince yapılan bir şey değilmiş. Annelik canından can vermekmiş, ömründen ömür. O Allah’ın insanın dişisine verdiği bir nimetmiş, erkeği istese bile yapamıyormuş, onu anladım. Keşke ben ölseydim de annesi yaşasaymış, annesiz olmak babasız olmaktan çok daha zor, ben kendimden biliyorum.

Oğlum büyüyordu, tabi sorunları da. İlk önce benim yaptığım yemekleri beğenmemeye başladı, sonra verdiğim harçlıkları. Ben gündüz asgari ücretli çalışıyor gece de onun kotlarını tişörtlerini ütülüyordum. Çocuk haklıydı aslında; ben yemek yapmayı öğrenemedim geldim, öğrenemeden gidiyordum. Eh tabi harçlıklarda yetmiyordu kerataya, gençti ne de olsa harcanmak istiyordu, ama kazandığım yetmiyordu. Hal bu ki pazar günleri de yazın mısır, kışın kestane satıyordum ama yetmiyordu işte. Benim çok harçlıksız işe gittiğim olmuştur ama oğlumu harçlıksız okula göndermedim çok şükür. Ve aradan zaman su gibi akıp gitti ben ne olduğunu bile anlamadım.

Oğlum evlenmek istiyordu ama param yeterli değildi. Oğlum benden içinde canım aşkımın hatıraları olan evimizi satmamı istedi, bende oğlumuzu doğurmak için canından geçen aşkım gibi evimden geçtim. Zaten başka bir şeyim de yoktu bu yalan dünyada, çektim sattım evi.

Oğlum “baba sen bizim yanımızda kalırsın” demişti “ben sana bakarım” demişti. Evlendikleri haftanın sonunda oğlum bana karşı sert ve azarlayıcı konuşmaya başladı, bende emekli olmuştum ve yavaş yavaş elden ayaktan düşmeye başlamıştım. Camın önüne oturur sessizce dışarıya bakar ve onlar seslenmeyince onlara seslenmezdim çünkü gelinim ve oğlum her fırsatta beni küçük düşürüyor ve azarlarcasına konuşuyorlardı.

Evet, artık o eşek gibi yük taşıyamaz ve işe yaramaz olmuştum, yardım etmek istesem de ettirmiyorlardı. Bende çoğu kez kilerden bozma rutubetli odamda kirden görünmeyen yorganımı başıma çekip çocuk gibi ağlıyordum ama asla onlara belli etmiyordum. Yıllar geçtikçe kendimi işe yaramaz ve evde aldığım nefesin fazlalık olduğunu düşünüyordum. Emeklilik banka kartım oğlumda duruyordu ve ben ondan harçlık istiyordum bu durum çok ağırıma gittiğinden ondan artık harçlıkta istemiyordum. O da bana paran var mı? Diye sormuyordu. Olsun onlar mutlu olsunda başka bir şey istemem…

Bir gün gelinim eve arkadaşlarını çağırmış, benim haberim yoktu, camın önünde oturuyordum. Gelinim “hey ihtiyar ne duruyorsun kadınların arasında çıkıp gitsene dışarı, zaten hoş kadından da farkın yok ya” dediğinde yaşlı dünyam başıma çöküverdi. Çok utandım ve sessizce alıp eski ceketimi, lastik mestlerimi giyip dışarı çıktım. Param olmadığı için bir kahveye oturamıyordum, bir çay içecek kadar param olsaydı. Biraz dolaştım ve yaşlı bacaklarım artık beni taşıyamaz hale gelince bir bank bulup oturdum, gece oluncaya kadar.

Akşam eve geldiğimde oğlum yüzüme bakmıyor ve sinirden derin derin nefes alıyordu. Ben de dayanamayıp sordum “ oğul bir şey mi oldu? Neyin var?” o da başımdan aşağı kaynar suyu döküverdi. Hayatımı onurum ve namusum için harcamıştım bu laf çok acı vericiydi ve oğlumun söylemesi daha da acı vericiydi.

Bana “ utanmıyor musun? Gelininin namusuna yan gözle bakmaya terbiyesiz adam, sen iyice bunadın yarın bu evi terk ediyorsun yoksa elimden bir kaza çıkacak” demişti. Ben sadece hıçkırabildim, bir şey diyemedim ve ne olduğunu da anlamamıştım.

Gelen kadınlardan birisi, “kızım bu yaşlı adamla bu evde yaşanmaz, oğluna bunu gönder desen de göndermez, en güzeli sen kocana deki, senin yaşlı dediğin baban bana sarkıntılık yaptı, oramı buramı ellemeye çalıştı de, ancak öyle bu evden bunu kovalarsın. Yoksa bu daha da yaşlandı mı bakması daha da zor olur sen bakıcı mısın kız bu evde” demiş.

Canım dediğim oğlum beni ertesi gün apar topar arabaya bindirdi ne konuşuyor ne de yüzüme bakıyordu “ Ey! Yüce Rabbim sana hiç isyan etmedim, hiç hata işlemedim ve sana hiç dünya menfaati istemedim, Ey! Kimsesizler Kimsesi ne olursun bendeki emanetini al “ diye ölmek için Yaradan a sığındım. Oğlum beni bir huzur evine getirdi, ben hala arabada oturuyor ve ağlayamıyordum bile, bir çocuk gibi sadece içimi çekiyor ve hıçkırıyordum. Kapıyı açtı ve sadece “in” dedi sonra bavulumu indirdi bagajdan, ne elimi öptü ne yüzüme baktı, ne de bana işin aslını sordu, hızlı bir şekilde arabasını sürdü ve gitti. Arkasından sadece annesinin son nefesinde söylediği söz gibi alamadığım nefesimle karışık, kısık bir sesle “oğlum” diyebildim.

Oğlum bir daha gelmedi o ağzıma kusan, yüzüme işeyen, o gaz çıkardığında dünyaların benim olduğu, uğruna anasının canını verdiği, sabahlara kadar uyumadığım ve cebimdeki son paramı verdiğim, ömrümü verdiğim insan bir daha gelmedi.

Ama o benim oğlum, ona tek bir intizar etmedim, tek kötü söz kullanmadım, o benim canım, keşke çıkıp gelse de, keşke karşıma geçip, yüzüme tükürse de yüzünü bir kere görebilsem. Bu yalan dünyadaki ölüm arifemde bana bayram olsa…

Aradan yıllar akıp geçti. Artık zaman geçtikçe aklımdan hiç çıkmayan o yaşlı eşeğin bile öldüğünü düşünüyordum.

"Ahh! Oğlum gelmedin yaşanacak günüm bile kalmadı ne arifem ne bayramım kaldı Gell! Oğlum gell! Gelde çoktan ölmüş ruhuma bedenimde kavuşsun". Yaşım seksenin üzerinde ve ne yürüyebiliyorum nede ihtiyaçlarımı görebiliyorum. Ölüm bana o kadar yakın ki onu görüyorum başı ucumda bana ara sıra gülümsüyor ve biraz daha diye bekletiyor beni, farkındayım.
Ben her şeyi düşünebiliyor ama konuşamıyordum, hareket edemiyor bir ölüden farksız yatıyordum. Ansızın göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim. Öyle ağırdılar ki onları açık tutmak için tüm gücümü kullanmama rağmen başaramıyordum. Aklıma gelen son şey bedenimde öyle bir kasılma yaptı ki kalkıp yerimden koşmak istedim bir an ve gözlerim açılmıştı yeniden. Başımda huzur evine geldiğimde dost olduğum en yakın dostum Mehmet ve tanımadığım başka kalabalıklar vardı ve bir telaş içinde bağrışıyorlardı. Bedenime inanılmaz bir uyuşma çökmüştü ve aklımda kalan tek şey oğlumdu…
Gelmemişti ve ben ölemiyordum. Ruhum bedenimden çıkıyor ve tekrar geri giriyor bir türlü bedenimden ayrılamıyordu.
Kulağıma gelen sesler bir uğultu halinde yankılanıyor görüntüler bulanık bir hayal gibi gözümün önünden geçiyor başımda kalabalıklar bir şeyler yapıyordu.

Birden odanın kapısının açıldığını gördüm, ardından bir ses duydum. O kapıyı net görüyor o sesi net duyabiliyorum. “ Oğlun seni görmeye geldi” birden bütün bedenime öyle bir rahatlama geldi ki sanki bayram sabahı uyanan bir çocuk gibi neşelendim. Bir tüy gibi hafif, bir çocuk kadar neşeliydim.
Oğlum karşımda duruyordu ve bana tebessümlü bir yüzle bakıyordu. Sonra yanıma yaklaşıp başını göğsümün üstüne koydu bende ona öyle bir sarıldım ki onu ruhumun ve bedenimin derinliklerinde hissettim. Ve bir bayram günü gibi neşeli huzurlu bir şekilde bedenim ve ruhum ayrıldılar…

Yaşlı adam ölmüştü…

Aslında ihtiyarın oğlu gelmemişti. Yine o yaşlı adamın en yakın arkadaşı olan Mehmet arkadaşının oğluna olan özlemi ve hasreti nedeniyle ölemediğini fark etmişti. Hemen dışarıdaki çınar ağacından yeşil bir yaprak koparmış ve yaşlı adamın göğsüne o yaprağı koyarak “oğlun geldi” demişti. Yaşlı adam o yeşil yaprağı oğlu sanmış ve ruhunu teslim etmişti…
Bir yeşil yaprakta bulduğu oğlunun hasretini içine gömen ihtiyarın yüzüne bir nur yağmış ve yüzünde tatlı bir tebessüm oluşmuştu. Benzi ve cildi pamuk kadar beyaz ve yumuşacıktı, elinde ve yüzündeki kıvrık damarlar yok olmuştu. O beli bükülmüş ihtiyar sanki yattığı yatağında gençleşmiş, üzerinden çok büyük bir yük kalkmışçasına tatlı bir tebessümle yatağında öylece yatarken. Gözlerinin önünde daha akamadan donan iki damla yaş süzülüp yanaklarından aşağı beyaz sakalları arasında kayboldu… Tıpkı bir evlat uğruna yok olan yaşlı bir hayat gibi…

***

Cümle Kuruluşları : Kelime seçişlerinde dikkatli diyebiliriz. Cümle kuruluşlarında yine öyle, ya da istenilene yakın bir tavır sergiliyor. (AKN)

İmla Hataları: Muazzam olmasa da bir görselliğin hakimiyeti var hikayede. İmla hataları yok denecek kadar. Gereksiz noktalamalardan, özellikle de üç noktadan kaçınıyor.(genelde) (AKN)

Gözden Kaçırdıkları:

"Bende elimdeki plastik bardaktaki çaya bisküviyi batırıp ağzıma götürdüm ne iştahım vardı, ne de içimde bir kıpırtı."

Dahi, anlamı taşıyan, de, da ayrı yazılır. (Bende= yanlış, ben de= doğru.)
Götürdüm, fiilinden sonra cümlenin tamamlanması gerekir ve nokta olmalıydı. Tabi, noktadan sonra cümle büyük harfle başlaması gerekir. (AKN)

Güzel bir edebiyat cümlesi:

"Ellerimin üstündeki damarlar yeşil plastik birer hortum gibi kıvrık kıvrık, cildim bir kaplumbağa sırtı gibi kabuk kabuk."

Ne hoş bir anlatım. Şiirsel olan bir şeyler aramak beyhude olsa da, güzel:(AKN)

"Ah! Oğlum; yüzünü bir görebilseydim şu ölüm arifesinde, inan benim için bayram olacaktı. Oğlumu düşündüğüm her an gözyaşlarımı tutamıyordum. Kerata doğduğunda altını açtık ve annesiyle ona bakıyorduk da yüzüme işemişti. Onu hop bala yaparken kaç kere ağzıma kustuğunu hatırlamıyorum. Acaba hangi insanın çişi başka bir insanın yüzüne değse tiksinmez? Ya da ağzına kussa midesi bulanmaz? Benim hiç bulanmamıştı."


Acelecilik: Aceleye gelen cümle aramak beyhude demek yerine:

Yazarın: " `Ey! Yüce Rabbim sana hiç isyan etmedim, hiç hata işlemedim, ve sana hiç dünya menfaati istemedim,` "

Cümlesini örnek verelim:

Sana, yerine; Sen`den olmalıydı ve sonuna virgül yerine nokta konmalıydı. Yazar, sabırla defalarca okusaydı, inceleseydi öyküyü, bu hatalar (gözden kaçmalar) olmayacaktı. (AKN)

Kısaca özeti: Anne, doğumda felç olur. Bebek babanın yüzüne işemiş, ağzına kusmuştur. Anne üç yıl sonra ölünce, baba mısır vs. satarak oğluna bakar ve okutur. Neticede büyüyen oğlu evlenmek istemektedir. Oğlu; babasına gözü gibi bakacağına söz verince, babanın acı tatlı anılarının saklı olduğu evi satarlar. Baba, emekli olmuştur ama ATM kartı oğlundadır. Oğlundan harçlık istemek, babanın ağırına gitmektedir. Babanın evdeki konumu çoktan değişmiştir. Kileri bozmuşlar, babanın kalması için oda yapmışlardır. Oda nemli ve ihtiyar kirli yatak içindedir.

Gelinin arkadaşları geldikten sonra olan olur. Oğul babayı, namus düşmanı olduğu gerekçesi ile huzur evine götürür. Bir çocuk gibi içini çeker, hıçkırır. Oğul, sadece "in" der. Babanın bavulunu eline verir ama elini öpmez.

"Oğlum bir daha gelmedi, " diye söylenir baba. "Ağzıma kusan, yüzüme işeyen, o gaz çıkardığında dünyaların benim olduğu, uğruna anasının canını verdiği, sabahlara kadar uyumadığım ve cebimdeki son paramı verdiğim, ömrümü verdiğim insan bir daha gelmedi." Şeklindedir hayali.

Adam, günlerdir, aylardır yatakta. Gözkapaklarını bile kaldırmaya mecali yok. Ölüyor ve diriliyor. Ama ölemiyor. Oğlunun gelmesini bekliyor. Oğlu gelmiyor. "oğlum" diyor. Gözleri kapanıyor, başındaki kalabalık, "işte öldü" diyorlar ama o gözlerini açıyor.

Nihayet,` oğlun geldi` diyorlar. Göz kapaklarını bile kaldıramayan hasta bir tüy kadar hafifliyor. Yanına yaklaşan genci kucaklayıp öpüyor.

*

1. NOT: Hikaye daha ilgi çekici olabilirdi.

Birincisi; yazar, namus meselesini sonunda açıklayabilirdi. . İhtiyar, gerçekten gelinine sarkıntılık etmiş mi, etmemiş mi? Bu öyküde açıklanıyor, öykünün herkes tarafından okunmasını istediğimden açıklamıyorum. (AKN)

İkincisi: Oğlu gelmiş mi? (Açıklamıyorum.) Bir yeşil çınar yaprağı… meselesi… güzel bir sonuç olmuş. Yazar kutlanmalı. Ağustos/2007 ayının bu kaliteli hikayesi, favorimdir. Dedim ya, yarışmada favorimdi ama olan oldu... (ASKN)

2. NOT: 2007 yılı Ağustos Ayı Hikaye yarışmasında, 15. (zaten yarışmaya katılan 16 hikaye vardı.) olan hikayeyi yorumladım. Nasıl neticelecek diye bir ay boyunca kakip ettim. Beklediğimin tersi oldu. Nasip. Herkes benim gibi düşünmemiş ve hikayeye 5.3 puan vermişlerdi. Çoğunluğa saygım var. Oysa ben en yüksek puanlardan birini vermiştim. 8 puan. (AKN)

--------------------

Hikaye Hakkında Kim Ne Dedi?

*
-------------------------------------
Mozan Aras / 13.04.2008

Kutlarım sizi, son zamanlarda okuduğum en güzel hikayelerden birisi olmuş. Bir solukta okudum. Saygılar.
-------------------------------------
Gülçin Karakaya / 10.04.2008

Hasret ve hüzünlü bir bitiş...Yazınız kimbilir kaç kişiye ibret olacak.Teşekkürler...

----------------------------------

Selcan Aktaş / 09.04.2008

derinden bir iç geçirdim hikaye bittiğinde... üzdünüz beni... Hayatın gerçekleri hiç değişmeyecek sanki...

---------------------------------

Ve hikayeden etkilenen bir ziyaretçinin ibretli yorumu: Ziyaretçi Yorumu /
________________________________________

Aradan 20 yıl geçmesine rağmen her kelimesi olduğu gibi kulaklarımda. 18 yaşındaydım. Bana yapılan bir haksızlığı ev sahibeme bir yandan anlatıyor bir yandan hıçkırıklarla ağlıyordum. Beni dinledikten sonra dedi ki""sakın unutma güzel kızım. Bu dünyada iyilik yapan kendine iyilik yapar kötülük yapanda kendine kötülük yapar. sana bir haksızlık yağıldığında kendin için değil onlar için üzül, çünkü vay onların haline kul hakkını nasıl ödeyecekler. Yine iyilik yaptıklarında onun için sevin bir insanın memnuniyetini kazanıp Allah`ın ondan razı olmasına vesile oldu"" ve ben o günden beri hep onun dediğini uygulamaya çalıştım. Makamı cennet olsun inşallah. Yaşlı adam için değilde oğul ve gelin için üzülmek gerek. vay onların haline ki ana baba hakkı gözetmediler. Onlar için kurtuluş nasıl olacak bunnun farkında bile değiller. Vah böyle evlatların haline...

---------------------

Anlaşılıyor ki, yukarıdaki ziyaretçi yorumu
Senem Melek ismindeki yazarımıza ait.

-----------------------

Senem Melek / 11.04.2008
sevgili Bekir yorumum ziyaretçi yorumu adında eklenmiş. Yorum bana ait. Bazen yazılarıma bu şekilde ziyaretçi kimliği ile yazıldığı zaman çok merak ediyorum "acaba kim" diyorum. Bu yüzden belirtmek istedim.




Telif Hakkı Uyarısı Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3 isimli yazı, Ali Kemal Nacaroğlu tarafından 02.07.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Hamdi Oruç yazıyı tebrik etti...
tebrik Burcu Şener yazıyı tebrik etti...
tebrik Aydan Özdemir yazıyı tebrik etti...
Ayten Dirier
Ayten Dirier / 11.08.2008
Sabır ve zaman isteyen böyle bir işe giriştiğiniz için kutlarım.

Aydan Özdemir
Aydan Özdemir / 11.08.2008
Şiir ya da hikayeleri büyük bir sabırla okuyup, hatalarımızı nazikçe söyleme nezaketinde bulunduğunuz için sizi tebrik ediyorum.Bazen duygularımızı kaleme alırken, o duyguların arasında kendimizi kaybediyoruz ve hataların farkına dahi varamıyoruz.Hayata dair ne var ise, hatalar övgü ile desteklendiğinde, belki insana güç verebilir ama doğruları görmemizden oldukça uzaklaştırır.Kaliteli bir yaşam için(ki yazılarımızda da geçerli bu)eleştirileri kaaleye almamız bizim açımızadan çok olumlu olacak diye düşünüyorum. Buna da yürekten inanıyorum.Bu site de gerçek eleştiri yapıp ta tepki alan bir kaç dostum vardı.Dilerim ki insanlar hatalarının farkına varıp, size de tepki vermezler.Tekrar teşekkür ediyorum.Saygılar.

Melahat Çelik
Melahat Çelik / 11.07.2008
Anlamlı, güzel bir emek, kutlarım.

Müslime Uğuz Öngeli
Müslime Uğuz Öngeli / 03.07.2008
Burcu Hanım`a katılıyorum.Eleştirmenin bizlere çok şeyler kazandıracağını düşünüyorum. Gözümüzden kaçanları ya da farkedemediğimiz noktaları bilmek çok güzel olur. Hocam mesajı bile yazarken tereddütlüyüm. Bu eleştiriler mesajlar için de geçerli mi?

Burcu Şener
Burcu Şener / 03.07.2008
Ali bey bu gerçekten tam anlamıyla bir emek işi, her şeyden önce emeğinizi kutlamak düşüyor sanırım bana ve hikayenin kusurlarını gördükçe insan kendine de pay çıkarıyor. Keşke bu şekilde bir değerlendirme hepimize nasip olsa. Sevgi ve saygılarımla.


Ağustos
20
Sus/u/yorum
Zeynep TümözEleştiri Makaleleri • 68 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Ağustos
19
Ağustos
18
Erkek Egemen Feodal Topluma Doğru
Müjde ÖzelEleştiri Makaleleri • 57 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Ağustos
17
Bu Kadarı Da Olmaz!!!!
Zeki ÜçüncüEleştiri Makaleleri • 62 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Ağustos
11
Temmuz
20
Temmuz
2
Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3
Ali Kemal NacaroğluEleştiri Makaleleri • 146 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Haziran
23
Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 2
Ali Kemal NacaroğluKişisel Denemeler • 142 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Mayıs
30
Nisan
13
Define
Ali Kemal NacaroğluYaşamdan Hikayeler • 1227 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Mayıs
15
Dünürüm
Ali Kemal NacaroğluYaşamdan Hikayeler • 382 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Mayıs
24
Yorum – 5
Ali Kemal NacaroğluYaşamdan Hikayeler • 344 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Mayıs
29
Dedi ki
Ali Kemal NacaroğluYaşamdan Hikayeler • 335 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Mayıs
31
Vacibiler / Yorumlar 13
Ali Kemal NacaroğluKişisel Denemeler • 327 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3, Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3 makalesi, Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3 makale, Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3 nedir?, Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3 hakkında bilgi, Yazarlarımız ve Artıları / Eksileri 3 makaleleri, Ali Kemal Nacaroğlu makaleleri, Yazarlarımız nedir, Yazarlarımız makalesi, Yazarlarımız makaleleri, Artıları nedir, Artıları makalesi, Artıları makaleleri, Eksileri nedir, Eksileri makalesi, Eksileri makaleleri,










Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Power Rangers | Internet Advertising | Hypnosis | Remortgages | BabbFest | Video | Arkadaş | Saat