Yazma ve Okumaya Dair SorularYazma ve Okumaya Dair SorularKişinin niçin yazdığını bilmemesi kadar “saçma” bir şey olabilir mi? Elbet, her kalemiyle beynini ve ruhunu bir istikamete getirenler, bir gaye istikametinde yazmaktadırlar. Soğuk ve sıcak savaşlardan sonra toprak üzerinde en çok yapılan savaşlardan birisi de düşünce savaşıdır. Kavganın düşünceyle zikrolunması yahut düşünce gibi ulvi bir değerin kavgayla eş tutulması da nereden çıktı, diye akla gelebilir. Yazıların, kavga içinde bir araç, bir vasıta olarak kullanıldığını söyleyecek olursak, aklımız karışmasın! Her yazı, kavgasını sürdürdüğümüz davanın akıncı birliği-vurucu timi-dir. Çünkü kavga yazıdır, yazı kavgadan bir şube. Şimdi, bu kısa girişimizden sonra niçin yazıyoruz? sorusuna dönebiliriz. Aslında bu soruya, yine bir başka soru ile en güzel cevabı verebilirsiniz: “Niçin okuyorsunuz?”Kimi okumuş olmak için okuyor, kimi bir şeyler öğrenmek, duymadığı, görmediği meseleler ile yakından teşrik-i mesai yapmak için, kimi silahlanmak, avantaj elde etmek, aşağı düşmemek, ruhunun kabaran seslerini dindirmek...vb. için okuyor. İşin açığı; bu cevapların hepsinde biraz yüzeysellik ve sahtelik var. Okumanın gayesini, işi alışkanlıktan öte gıda gibi ihtiyaca götürenlerden almak gerekir. Dönüyoruz... Yazanın niye yazdığını, okuyanın da niçin okuduğunu tespit ettik diyelim. O zaman ortaya şöyle bir mesele çıkıyor: Yazarın düşündüğü, amaçladığı hedef gerçekleşti mi? Veya okuyucu, almak istediğinin veya almak istemediğinin ne kadarını aldı?.. Yaratan Rabbimizin adıyla okumaya başlıyoruz. Eşyanın sırrına doğru içimizde kabaran dev iştihalı arzular var. Eşya, genellikle elimize bir ayna tutuşturuyor “al ve kendine bak” diyor. Aynada belki herkes “iskeletini görmeye varıncaya kadar bakabilen” değildir. Fakat hiç akla gelmeyenleri çağrıştırır ayna, daima. Göz kapaklarımızın altını zorluyoruz. Düşünce mahareti, kalb gözü, aşk, ölüm, korku, ıztırab, ruh...düşündükçe muammamız büyüyor, düşündükçe biz büyüyoruz. İnsan kendi terazisinde, kendinin kıymetini anlamaya başlıyor. Öyle bir batıyoruz ki içimize, dışımızı hem algılayamıyoruz hem aradaki uygunluğu fark edemiyoruz. Kıymetimizi biliyoruz. Bu her zaman böyle mi olur? Her okuyan Rahman ve Rahim olanla mı başlar işe? Adımının başına şeytanı koyanlar veya sonradan ona uyanlar nasıldır? Düşünce melekesi, fırtınalı, deli bir ummanın gecesine benzer. Kıyıdaki deniz fenerine ulaşmak, kılavuzsuz ve gayretsiz olmaz. Kayalıklar, kör çukurlar gibidir. Düşmek, hatayı götürmez. Düşmemek için dikkat gerek, sabır, tevekkül, arzu ve dayanışma gerek. Hepsinin başında Rahman ve Rahimle başlamak gerek. Niçin yazdığımızdan haraketle, niçin okuduğumuza ve okumamızın muhasebesine değindik. Buradan nasıl okuduğumuz sorusu da karşımıza çıkıyor ister istemez. Nasıl okuyoruz? Satırlara, satırların limanına nasıl yanaşıyoruz? Elimize geçen bir kitapta, yazarın ismi herşeyi değiştiriyor mu? Sonra çıktığı yayınevi, kitabın adı, dizgisi, baskısı nasıl te'sir ediyor. Kitabın (yazının) içeriğine ne kadardan sonra varıyoruz? Yazılanlara saygımız ne kadar? Cildinin hoşumuza gitmesi mühim mi? Okuma seviyesi düşük bir millet olarak hem o kadar az ve sınırlı hem öylesine ön yargılı okuyoruz ki. Bir kesime hitap eden yazar, bütün birikimini, değerlendirmelerini, teşhislerini muhatabı olan kesimle sınırlandırmak zorunda kalıyor. - Dehşet bir fikir ve ifade. Lakin hakkında şöyle düşünürler... - Bunun böyle olduğu bir gerçek ama söylersem yanlış anlaşılırım, hasım kabul edilirim. - Bu yazımı da anlamazlarsa... Okumak, rahat ve sağlıklı bir yürüyüş; yazmak, engebeli bir koşu. Okumak, serin ve sakin; yazmak, başı karlı ve fırtınalı bir yüce dağda mola. Ama yazmak daha üstte, zirveye daha yakın. Yazmak namus meselesi. Niçin yazıyoruz dedik. Niçin okuyoruz? Nasıl okuyoruz ve son olarak okuduğumuzdan ne anlıyoruz? Herkes akıl seviyesine göre birşeyler anlar okuduğundan. Ya da anlamak istediği kadarını. Yukarıda izaha çalıştığımız yazarına yaklaşım tarzı da mühim bir etkendir. Anlamak için okumak, okumak için tarafsız ve tutucu olmadan gelmek gerekir kitaba. Bu girişler, kitaba verdiklerimizdir. Bütün bunlardan sonra kitabın ilk sayfasını açarız ve almaya başlarız. Almak istediğimiz ve kabımızın hacmi oranında. Üzerine sorular gönderip müşahhaslaştırmaya çalıştığımız okuma ve kitaplar, genellikle gönüllerde ve kıvrılan beyinlerde muhtaç olduğu sevgiyi bulamaz. Okuyucusuz kitapların en sevdiği yerlerin başında, naftalin kokulu ve hatıralarla dolu bir sandık, tavan aralarının toz örülü sıcak köşeleri ve kıyı-bucaklardır. Özellikle Anadolu'da evin, dededen kalma bir kütüphanesi yoksa kitap bulmak pek müşkildir. Odanın duvarında çakılı bir Kur'an. Okunmaz, yüzüne bakılmaz. Okunsa da anlaşılmaz. Hepsi o kadar. Ve yazarlar, okunmak için yazarlar. onların niçin okuduğumuzu kendimize izah ederiz. Halbuki nice insanlar habersizdir bu gayret zincirinden.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
22
Kasım
22
Kasım
21
Kasım
21
Kasım
21
Yürek Parçalanırken Nasıl Bir Ses Çıkarır
• Nihal Candansayar • Hayata Dair Denemeler • 24 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Nisan
20
Farkında Mısınız?
• T.duygu Kültür Ünlü • Hayata Dair Denemeler • 136 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Eylül
23
Aralık
9
Ramazan ve Düşündürdükleri
• T.duygu Kültür Ünlü • Hayata Dair Denemeler • 233 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Ekim
9
Var mı Etrafınızda Bu Tip Tipler?
• T.duygu Kültür Ünlü • Hayata Dair Denemeler • 181 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ekim
7
Ocak
26
Kitap Okuma Şuuru
• T.duygu Kültür Ünlü • Yaşamdan Hikayeler • 4431 kez okundu. • 17 kez yorumlandı.
Şubat
2
Ney Ne İçin İnler?
• T.duygu Kültür Ünlü • Yaşamdan Hikayeler • 638 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Şubat
16
Kahvaltılık Yemeklik Sözler
• T.duygu Kültür Ünlü • Hayata Dair Denemeler • 611 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Nisan
2
Yüzünü Kaybeden Adam
• T.duygu Kültür Ünlü • Yaşamdan Hikayeler • 573 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ocak
30
Küçük Şeyleri Küçümsemeyin
• T.duygu Kültür Ünlü • Hayata Dair Denemeler • 497 kez okundu. • 13 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||