Yazmak Sizin İçin Ne Anlam İfade Eder? Neden Yazarsınız?
Okumak aydınlanmanın başlangıcıdır. Önünü görebilmenin ilk adımıdır.
Bir zaman diliminden bahsederek yazıma girmek istiyorum; karanlıkların, zifiri karanlıkların hükümran olduğu bir dönem. İnsanlar arası ilişkilerin tamamen çıkar ve güç üstünlüğüne dayandığı bir zaman. İnsanlık için yüz karası ayılacak bir dönem. Kadınlar insan yerine konulmuyor. Hak hukuk, adalet duygularının tamamen sıfırlandığı, sülale çokluğu ile ön planda durmayı başaran bir anlayış.
Öyle ki kız çocuklarını bile diri diri toprağa gömecek kadar insanlıktan uzaklaşmış bir yaşam biçimi…
Karanlık, vahşet, insanlık duygularının sapkınlık derecesinde yoldan çıktığı, kendi kendilerine zulmetmekten zevk alan, öldürmeyi, yol kesmeyi marifet sayan bir anlayış…
Ve bir insan: Düşünen bir insan.
Toplumun bu vurdumduymaz, çıkarcı, sadece kendini düşünen yapısını değiştirmeyi düşünen ve bunun çareleri için kafa yoran bir insan…
Çözüm için uzlete çekilip çözümler üreten bir insan… Elbette seçilen bir insan oluyordu. Bu karanlıkları yarıp aydınlık ufka pencere aralayacak yolu ortaya serecek, bu pisliklere hiç yaklaşmamış yakın semtinden geçememiş biriydi bu…
Ve bir ses yankılandı dünya atmosferinde…
“Oku” diyordu ses… Oku…
İlk emirdi bu. Karanlıkları yok edecek bir emir. Aydınlatacak bir emir.
Aydınlanmanın yolu okumaktı işte. Okumak… Anlamak… Yaşamak… Yaşatmak için okumak…
Okumak; kâinatı okumak. İnsanı okumak. Farkına varmak her şeyin. Var oluşun anlamını yakalayabilmek.
Bilmenin yoluydu okumak. Öğrenmeden yaşanılmazdı. O halde bunun için okumak gerekirdi.
Okumak, kurtulma, özgür olma gücü kazandırır. Okumayanlar, dar çevrelerinin kısır düşünceleri, gelenek ve göreneklerin yetersizlikleri içinde kapalıdır. Okumayı sevenler, yerlerde sürünmezler, bir kanat vuruşuyla evrensel düşüncelerin mutlu iklimine yükselirler. İnsanlığın en yüce kişilerinden meydana gelmiş bir toplum içinde yaşarlar. (Payot)
Saygın yerin ve saygın kişiliğin harcıdır okumak. Olgunlaşmanın yoludur. Uzun ince bir yol da olsa tek yoludur.
Bir yere gelebilmek için de bu şart.
“Zirvelerde hem yılana hem kartala rastlanır. Biri sürünerek, diğeri uçarak gelir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir.” -Cenap Şehabettin
Yazmak için okumak gerekliliğiydi beni şu ana kadar konuşturan. Okumadan yazmak olmayacağını herkes takdir eder. Okumaktan sonra evre yazmaktır. Yazmadaki süreklilik, kendinizi yenilmenize bağlıdır. Yenilikçi, düşünen, düşündüklerini kalemle yazıya döken insanlar okumadan sonra merhaledeki insanlardır.
“Hayır” söylemeyi, “iyi insan” olmak uğrunda yapılması gerekenleri yazmaktan hoşnut olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. İnsanın başıboş olmadığını, sorumluluklarının olduğunu, sorumluluklarını yerine getirirken hayatın gerçekliğinden uzaklaşmadan yaşamanın da bir hedef olduğunu hatırlatmak, güzellikleri unutturmamak, hatalı davranışlarının nelere mal olduğunu göstermenin gerekliliği ve bunun yapılmasının görev olduğunu düşünerek böyle bir tercihim söz konusu. Herkesin bu şekilde yazması gerekmiyor. Bunun da edebiyatımızın ayrı bir güzelliği, ayrı bir zenginliği olarak görüyorum. Mesaj derdi/kaygısı taşımadan da yazılar kaleme alınır. Yeri geldiğinde de mesaj da olabilir. Mesaj kaygısı taşımamak ne kadar tabii ise bu kaygıyı taşımak da o kadar tabiidir.
Benim için önemli olan öğretici olması. Yani okuyucuya bir şeyler verebilmek. Sadece yazmak için yazmak benim için geçerli değil. Yazıyorsam faydalı olmayı amaçlamam gerekir. Gerekirse açık bir şekilde çıkarılması gereken dersi yazmaktan da kaçınmam. Dedim ya maksadım faydalı olmak. O zaman bu işi faydalı olma esasına oturtmalıyım. Bunu da yaptığımı zannediyorum. Toplumun içinde bulunduğu ahlaki yozlaşma beni çok rahatsız ediyor. Bunun önlenmesinde katkım olursa kendimi bahtiyar addedeceğim. Ana baba hakkından tutunda komşu ilişkilerine kadar… Toplumun özlediği güzellikleri öykülerle genç ve çocuklarımıza aktarabilmek, onlara yön vermek… Bizi biz yapan değerleri öğretmek, anne ve babalara yardımcı olmak düşüncesiyle yazmaya çalışıyorum.