kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / İronik Hikayeler





Haftanın Yazarı
Melek Öztürk
Melek Öztürk


Yer Değiştiren Mazi

12 / 7 / 2007  Perşembe tarihinde Ceyda Demircioğlu tarafından eklendi, 289 kez okundu...

“Ellerinde pastaneden aldıkları çikolatalı kek ve kepekli grisini poşetleriyle o dik yokuşu tırmanıyorlardı. Dik ve kısa yokuşun sonunda balkonuna Marmara’nın serildiği ve anılarını sakladıkları o tuhaf yer şekillerine bakan evlerine varacaklardı. Bostancı’nın sahil bölümünde bir tepe noktasında bulunan bu evi yıllar önce bir çılgınlık, satın alm...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Ceyda Demircioğlu

Ceyda Demircioğlu







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yer Değiştiren Mazi


Ellerinde pastaneden aldıkları çikolatalı kek ve kepekli grisini poşetleriyle o dik yokuşu tırmanıyorlardı. Dik ve kısa yokuşun sonunda balkonuna Marmara’nın serildiği ve anılarını sakladıkları o tuhaf yer şekillerine bakan evlerine varacaklardı. Bostancı’nın sahil bölümünde bir tepe noktasında bulunan bu evi yıllar önce bir çılgınlık, satın almışlardı. Şimdi sona yaklaştıkları şu sıralar bir köşesinde tahta boyama atölyesinin üs kurduğu, diğer köşesinde oligami kâğıtlarının ele geçirdiği bir ağaç evinden farksızdı. Hep iki küçük kız gibiydiler; ürkek, oyuncu. Hala da öyleler. Tek farkı artık hatırlamadıkları süredir birlikte oldukları ve beraber yaşadıklarıydı; kimlerin hayatlarında olduğunu ve nelerin yaşandığını farkına varmaksızın…
“Çok yoruluyorum artık bu yokuşu çıkarken.”
“Ben de. Az daha dayan. Beş on adıma kadar denizi görürüz.”
Hemen hemen her gün dışarı çıkıyorlar ve eve dönerken tepenin başında beliren Marmara’yı, sanki evlerinden gözüken Marmara değilmiş de yeni bir okyanusmuş gibi seyrediyorlardı. Sessizce tepenin başında durup tel örgülerin ardından puslu adalara dalıyorlardı. Eskiden konuşuyorlardı; adayı, ada yıllarını. Şimdi sadece susup saygıyla dinliyorlardı anıları.
“Böyle olmuyor patika kızı. Bir anlatıcı bulmalıyız ada yıllarını sözcüklere dökmesi için.”
Susmak ikisini de boğuyordu. Yıllarca dökülmüş kelimelerin bir yansıması elbette bu suskunluk. Alışkanlık, kronik bir hastalık adeta konuşarak paylaşmak onlar için. Ancak sona doğru ilerledikçe, balkondan gözüken Büyükada ile tren yolunun yamacındaki tepeden izledikleri ada arasındaki fark seslerini yutmuştu. Biri güzel bir Marmara şöleniyken, diğeri anılar fırtınasıydı. Ellerinde kalan tek şey her gün o tepeden saygıyla geçmişi dinlemekti.
“Bir anlatıcı seç o zaman pitara. Sözcükleri kullanabilen bir anlatıcı olsun.”
Denizin ve adanın sinsi şiirlerini dinlemekten usansalar da konuşabilen birinin bu dizeleri tekrarlamasını ikisi de istiyordu.

Anlatıcı kendini seçmişti.
“Hey, ne yapıyorsunuz mahkum gibi tel örgülerin ardında adaları izleyerek”
Bu ses, lamba cini Alâeddin’di. Pitara ada vapurundaki o korkunç geceyi anımsadı.
“Sen de nerden çıktın şimdi?”
“Dileklerinden… Sözcükleri kullanabilen bir anlatıcı olsun istemedin mi? İşte size anlatıcı bulmaya geldim. Kendi başınıza anca tahta boyama yapıp kâğıt kesebiliyorsunuz çünkü.”
“En son bir cinayet sırasında karşılaşmıştık seninle. Ada’ya gidiyordum. Sen çıkıp her şeyi karıştırmıştın. Şimdi neden buradasın? Bir şey dilemiyorum ben artık, bir amacım da yok!”
“Yanılıyorsun pitara. Hep yanıldın. Kendini haklı zannedip her zaman dileklerini kontrolsüz bıraktın. Ya çok istedin ya da hiç isteyemedin. Şimdi de öyle. Biriler sana o yıllardan bir şeyler anlatsın, suskunluğuna ses olsun istedin. Bu istek bir son yaratabilir. Sonu görmeye pek meraklısın.”
“Evet, hadi sonu göster o zaman bana. Bunu istiyorum, evet gerçek bir dilek bu Alâeddin.”
“Öncelikle bir anlatıcı bulacağım size. Beyninizin bir sarmaşık gibi sarıldığı o tek ada düşünü cümle yapacak bir anlatıcı.”

Alâeddin, o güçlü elleriyle ikisini birden kavradı. Birkaç tur havada döndürdü.
Fırlattı…
Marmara şimdi tıpkı balkonlarındaki gibi bu sefer bütün bedenlerinin önünde serilmişti.
Bir karanlık…
Bir rüya düşüşü, takla hissi… Ve,



Büyükada…
Anlatıcılar belirlenmişti. Anıların her sözcüğü sahiplerine verilmişti.

Soğuk bir kış gününü aratmayacak kadar gri ve ıslak bir havaydı. Arkamızda bıraktığımız harika bir gün ve bizi bekleyen yazılmamış bir öykümüz vardı. Büyükada’da geçireceğimiz bir gün daha ve belki bundan sonra birlikte yaşayacağımız sayısız günler... Her gün yürüdüğüm eve dönüş yolunda gördüğüm bu uzak yeryüzü şekli bir kurtuluştu ya benim için
Kurtulmuştum,
kadınlığımı yaşayamamanın verdiği esaretten. Bir kadın olarak doğmuş ve ne yazık ki çocuğu, genç kızlığı oynamak zorunda kalmıştım. Ada’ya kendimi atıp da kısacık yaşamım boyunca taşıdığım o maskeleri, Aya Yorgi’nin oradan denize atacağımı hiç düşünmemiştim. Kurtuluşun en güzeliydi bu. İnsanlığıma bahşedilmiş cinsiyetimi yaşamak… İlk defa… Tam anlamıyla…
Sevdiğim adamın kollarında bütün günümü ona sarılarak, kokusunu okşayarak geçiriyordum. Kışa yüz tutmuş bir tatil günü olduğu için adada pek kimse yoktu. Sanki yaşayan halk bile adayı bize bırakmış gibiydi. Gece gündüz her yer sessiz. Boş... Kış… Dalgalı deniz…

Ada’nın en tepesinden indiğimizi hatırlıyorum, çok keyifliydi. Bir hayli de yorucu. O çok hızlı yürüyor beni de aynı hızda yürütüyordu. Müzik dinliyorduk bir yandan. Yağmur bir ara uykusunda sayıklıyor, şarkılar söylüyor; sonra diniyor, arkasını dönüp mışıl mışıl uyuyordu. Bulutlar serin, sadece gökyüzünü değil bizi de örtüyordu. Üşüyorduk. Her yerine yaz kokusu sinmiş ada, kışla tanışıyordu. Avuçlarımda sevdiğim adamın sesi aklıma hiç yaz sözcükleri gelmiyordu. Yavaş yavaş tepeden inmiş az çok insan görebileceğimiz bir patikaya gelmiştik. Ağaçların sulanmış kokusu, at pisliği ile karışarak, benzersiz bir doğa hissi uyandırıyordu. Deniz, adanın güzel evlerinin arasında belirip göz kırpıyordu. Faytonlar sıklaşıyor, insanlar bir bir çoğalıyordu. Kulağımızdaki müziği dinliyor ve parmak uçlarımızdaki yarı ıslak yarı ateş gibi yanan tenimizi hissederek sessizce patikanın sonuna, rıhtıma doğru ilerliyorduk.
Tanımadığı bir mutluluk insanı bazen ne olduğunu bilmediği belirsiz bir dünyaya götürür. O dünyada hayallerle gerçekler arasında tutkulu; ama çetin bir savaş vardır. Karşımdan gelenin mi yoksa yanı başımdaki sıcaklığın mı hayal olduğunu kestiremeyecek kadar böyle belirsiz bir dünya içindeydim. Bir an durdum. Dikkatimi topladım. Karşıdan gelen patika kızıydı. Patika kızı ve o tuhaf adam. Rastlantının gizemi her zaman büyüleyicidir; ancak kadınlığa kurtuluş anımda hayatımın her maskesine ortak olmuş parçamı, patika kızını görmek, rastlantı ötesi bir şey olmalıydı. Giderek yaklaşıyorlardı. Patika kızıyla göz göze gelmeye çalışıyor; ama başaramıyordum. O da benim gibi tanımı imkânsız bir mutluluk düşü içindeydi. Göz gözü görmüyordu,
ta ki o an gelinceye kadar.
Yanımızdakiler hiçbir şey sezmedi.
Her şey, o yoldan tekrar karşılıklı yürüyünceye kadar tuhaf bir şekilde sürdü gitti.

Birbirlerine karşılıklı olarak iyice yaklaştıkları an boşta kalan ellerini yakalayıverdiler. O sıra gözleri de birbirine dokundu. Yeşil yeşil güldüler ve sıkıca bileklerini kavradılar. Alâeddin düştü pitaranın aklına. Ada vapurunda, güçlü elleriyle başını sarstığını anımsadı. Patika kızının gözlerinde de onu gördü. Birbirlerini fırlattılar bir anda
birbirlerinin yerine.

I.
Ne olduğunu anlamadım. Sanki başım döndü. Bir an karardı gözlerim. Kendime geldiğim an çimen, toprak kokulu bir adamın yanında buldum kendimi. Şaşırdım. Az önce içime çektiğim o gece kokulu adamı yitirmiş; adeta taşa toprağa karışmıştım. Başımı, dayadığım bu yabancı omuzdan kaldırmaya korkuyordum; çünkü göreceklerimin hiç de normal olmayacağını sezmiştim. Düşündüm biraz. Çok huzurluydu bu adam. Hayatım boyunca sorduğum tüm soruların cevapları, sanki iç sesi olmuş, şimdi bedenine bu kadar yakınken, derisinin altından hepsini bana fısıldar gibiydi. Emin hissettim kendimi. Başımı kaldırmadan onun beni götüreceği her yere koşulsuz eşlik edebileceğimi hissettim. Doydum. Ruhumun doygunluğu beni rehavete sürükledi. Uyudum. Uyandığımda ne kadar süre geçtiğini fark etmedim ama yüzüne bakmaya korktuğum bu huzurlu adam hala bir heykel gibi duruyor, benim kımıldamamı bekliyordu. Hareketlendim. Başımı omuzlarında, boynunda gezdirdim. Uyandığımı anladığında belimi sıkıca kavradı ve doğrultmak ister gibi bir hamle yaptı. Çaresiz başımı kaldırdım ve yüzüne baktım. Korkunç! Bu pitaranın sevdiği adamdı. Benim ne işim vardı onunla. Ya pitara nerdeydi! En son, o yok olası tuhaf adamın yanındaydım ben. Hiçbir şey anlayamadım. Bedenim kaskatı kesildi. Bu yabancı bedenden uzaklaştım. Sadece “Gidelim, tepeye çıkalım tekrar!” diyebildim. Bunu da bilinçli yaptığımı söyleyemem. Bir hareket istedim sanırım; yürümek gibi, ki birbirimize dokunamayalım. Pitara, nerdesin?

II.
Bir sarsıntıyla aniden kendime getirildim. Bir tokat sesi duydum, ama bana mıydı? Orası net değil. Hiçbir şey hissetmiyor, sadece baş dönmemin geçmesini bekliyordum. Duyularım açılmaya başladığı an, başıma cıvık bir darbe aldım. Hemen hissettim, yabancı birinin yanındaydım ve hala bilincim yerine gelmemişti. Havayı kokladım. Karşımda, gecenin alkolden arındırılmış o köhne ama şekerli kokusu üstüne sinmiş bir adam olduğunu duyumsadım. Dengemi hala sağlayamadığım için ondan destek almak istedim. İğreti bir şekilde elimden tuttu. Destek olur gibi değil de az sonra sahneye çıkacağız ve basit bir sokak valsi yapacakmışız gibi dokundu. Parmakları ince ve sertti. Avuçları, bilekleri pürüzsüzdü. Bir kadın duyarlılığına sahip olmasam sanki bir erkeğe değil de bir kadına dokunduğumu sanabilirdim. Gözlerim yavaş yavaş ışığı algılamaya başladı. Işığın önünde yine kadın estetiğine sahip bir erkek silueti gördüm. Siluet, giderek şekline kavuşuyor, aynı anda benim de ruhumda sivilceler beliriyordu. Sanki bu adam benim her zayıf noktalarımı görebiliyor ve fırsatını bulduğu anda da bu çatlaklardan sinsice içeri sızacakmış gibi duruyordu. Artık net olarak görebiliyordum. Gözlerimi çevirdiğim an bu ruhumun süpürüldüğünü hissettiğim bu adamı görebilecektim. Korktum! Korkum onu gördüğüm an dönüşüme uğradı. Dehşet verici bir şaşkınlık içine girdim. Karşımdaki patika kızının yanındaki o tuhaf adamdı. Pek patika kızı neredeydi? Ya sevdiğim adam! Bu hazımsızlık hissi veren tuhaf varlık, yoksa benim mutluluğumu aç bir kurt gibi midesine mi indirmişti? Tıpkı hayatımın en önemli parçasını bir anda midesine indirip sonra da ruhsuzca geğirdiği gibi benim sevgimi de hazımsız midesine mi yollamıştı. Sinirlendim bir anda. “Benimle gel, rıhtıma iniyoruz” dedim. Kızgındım ve buz gibi olmuştum.

İkisi de yanlarına aldıkları yabancı erkeklerle tekrar o patikaya doğru yollanmıştı. Hiç konuşmuyor, gerilen bedenlerini onlardan uzak tutmak için ya bir adım önde olmaya ya da bir adım gerilerinde kalmaya özen gösteriyorlardı. Yabancı adamlar da sevdikleri kadınların bu tuhaf hallerinden ürkmüş olsalar ki hiç seslerini çıkarmadan tepeye doğru ilerliyorlardı.
Karşılaştılar aynı yol üzerinde. Koşarak birbirlerine sarıldılar. O sırada Alâeddin çıkageldi. Uzaktan bir süre baktı. Gevrek bir gülüş oturmuştu yüzüne. Tekrar ikisini de güçlü elleriyle kavrayıp
Fırlattı.
Ada şimdi, ikisi için de bir kaçış anısı olarak kalmıştı. Marmara’nın üzerinde uçuyor, adada bıraktıklarını düşünüyorlardı. Bir parça daha eklenmişti bırakılanlara; eklenecekti de… Başka bir beden olmanın ağırlığı ikisini de güçsüz bırakmıştı. Havada bir kuş çarpsa denize yuvarlanacak gibiydiler. Alâeddin onlardan önce uçmuş; Bostancı’da, evlerinin bulunduğu o tepede bekliyordu. Uçuşan bedenlerini havada yakaladı. Bilinçleri bir rüya düşüşü sonrası yerine gelecek ve bir anıyı tekrar yaşamanın şaşkınlığı ile tekrar gerçeğe döneceklerdi. Ellerinde çikolatalı kek ve grisini poşetleri tıngır mıngır yürüyüp evlerine gidecek ve balkonlarından serilen Marmara’yı izleyeceklerdi.
Alâeddin onları yere bıraktı. Bir süre yanlarında durdu. Takla hissi geçiyor, rüyaları sonlanıyor; mırıldanmaya başlıyorlardı. Gözlerini adalardan ayırdılar. Saygıyla anıyı dinlemiş ve şimdi eve doğru yol almışlardı. Alâeddin ruhunda onlara karşı tuhaf bir sıcaklık hissiyle, ikisinin de yanağını okşamak istedi. Ama yapmadı. Arkasını döndü, huzurlu bir şekilde yokuşu inmeye başladı.
İki yaşlı kadın karşıya geçmiş apartman kapısına doğru yürüyorlardı. O sırada pitara arkasına döndü ve yokuş aşağı inen Alâeddin’i gördü.
“Sen şu paketleri al, yavaş yavaş çık yukarı; ben geliyorum” dedi ve koşarak Alâeddin’in yanına vardı.
Sıkı bir tekme attı.
Sonra yorgun bir şekilde yokuşun kalan kısmını tırmanmaya koyuldu.

Alâeddin… Tostoparlaktı.






Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Haziran
29
Ekmek Çarpsın ki Şükrü
Gürhan Gürsesİronik Hikayeler • 46 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
20
İki Arada
Yekta Birdalİronik Hikayeler • 58 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
18
Bir İki Üç Tıp!
Kenan Egeİronik Hikayeler • 115 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Haziran
17
Gülsümün Köpüklü Kahvesi
Deniz Yaşarİronik Hikayeler • 118 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
9
Bir Yol Boyu Şizofren
Görkem Çakınİronik Hikayeler • 165 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Nisan
18
Korktun Değişti Nehrinin Akışı
Ceyda DemircioğluDüş Hikayeleri • 226 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Mart
28
Arafta Bir Zebani
Ceyda DemircioğluDüş Hikayeleri • 218 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Mart
21
Hırçın Kızın Yansıması
Ceyda DemircioğluDüş Hikayeleri • 263 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
15
Dikiz Aynasında Bir Buluşma
Ceyda DemircioğluDüş Hikayeleri • 223 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
10
Benim Adım Patika Kızı
Ceyda DemircioğluDüş Hikayeleri • 216 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Temmuz
12
Yer Değiştiren Mazi
Ceyda Demircioğluİronik Hikayeler • 290 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
12
Bana Sıkıca Sarılırsan Boğazımı Keserim
Ceyda Demircioğluİronik Hikayeler • 285 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
13
Suya Attık Her Şeyi
Ceyda Demircioğluİronik Hikayeler • 284 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Mart
21
Hırçın Kızın Yansıması
Ceyda DemircioğluDüş Hikayeleri • 263 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Nisan
18
Korktun Değişti Nehrinin Akışı
Ceyda DemircioğluDüş Hikayeleri • 226 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Yer Değiştiren Mazi, Yer Değiştiren Mazi hikayesi, Yer Değiştiren Mazi hikaye, Yer Değiştiren Mazi nedir?, Yer Değiştiren Mazi hakkında bilgi, Yer Değiştiren Mazi hikayeleri, Ceyda Demircioğlu hikayeleri, Yer nedir, Yer hikayesi, Yer hikayeleri, Değiştiren nedir, Değiştiren hikayesi, Değiştiren hikayeleri, Mazi nedir, Mazi hikayesi, Mazi hikayeleri,






Okudunuz Mu?
MineEser
Mine Eser




Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Bad Credit Mortgages | Web Development | Personal Loans | Hosting web | Israel Basketball | Video | Arkadaş