Yılmaz Güney’in GözündenYılmaz Güney’in GözündenYılmaz Güney, arkadaşlarına seslendiği yazıda yazısını şu cümle ile bitiriyor: “yaşasın devrim.” Bu devrim sözcüğünü o kadar çok kirleten insanlar var ki, şuan onları anmak, bu satırlara yazmak bile devrimcilere ihanet gibi geliyor bana. onların sahte kokularını ta buradan hissedebiliyorum. Öyle ki kokusu burnumun dibinden gitmiyor bir türlü. İçimize sindirilmiş bu kokudan ne zaman kurtulacağız,bilmiyorum. İçine düştüğümüz çağ, çağ değil maalesef. Çünkü biliyorsun ki seninle omuz omuza yürüyecek insan ya yok, yada yok denecek kadar az. Çok kere insanlar sorar bana: “ siz devrimci misiniz?” hemen “hayır” yanıtını veririm. Devrimci olmak o kadar kolay mı canım! Devrimcilik sadece alanlara çıkıp bas bas bağırmakla olsaydı! Hemen çoğu insan devrimci olduğunu iddia eder. Hatta öyle ileri götürür ki iş, içki masalarına kadar gelir, meze olur. Ayık kafayla konuşmasını bilmeyen insanlar, sarhoşluğun verdiği cesaretle daha bir atılır yanındakinin yanına. Üç beş çalımlı laflardan sonra işte devrimci kesilir. Bu tür kişiler bilinçsizce hareket eder. Oysa Yılmaz Güney bu konuda o kadar iyi söylemiş ki bunu burada yazmadan geçemeyeceğim. “Şerefli bir miras bırakmanın birinci koşulu, ezilenlerin yanında bilinçli bir biçimde saf tutmak ve kendimizi, ezen sınıfların gerici ideoloji ve kültürel etkilenmelerinden, düşünce biçimlerinden, alışkanlıklarından kurtarmak için sabırlı çaba sarfetmektir. Safımız, her türlü sahteliği, grupçuluğu aşarak, başta işçi sınıfı olmak üzere, ezilen, sömürülen bütün emekçi kitlelerin birliği doğrultusunda, devrimci proletaryanın mücadele safları olmalıdır. Bu safı içtenlikle ve inanarak seçmişsek, bu saflara karşı olan bütün gerici güçlere ve bu güçlerin ideolojik, siyasi, kültürel ve toplumsal etkilerine karşı, bilimsel sosyalizmin ilkeleri temelinde savaşmalıyız. Bu görev, kendimizi ve çevremizi değiştirmeyi emreder. Bu görev, devrimci fedakârlığı, bilgi edinmeyi, yiğitliği ve alçakgönüllü olmayı emreder. Bu görev, devrim saflarını seçmiş insanların, eleştiri, özeleştiri temelinde birliğini emreder. Bu görev, devrim yolunu seçmiş insanların kardeşliğini, kitlelerle birleşmesini emreder.” İşte devrimci bilinci budur. Bütün gerici güçlere karşı durarak, seni sömüren grupların baskısından sıyrılarak, amacını aşmış partilerin yörüngesinden kendini kurtararak…. Buna daha birçok şey katılabilir. Şimdi şöyle bir örnek verelim; biraz devrimcilikten uzaklaşarak. Ama göreceksiniz ki bana göre asıl devrimcilik budur. Geçen zamanlarda medyamızda ‘alt kültür’ kelimesi patlak verdi. Popoliter bir hal aldı bu kelime. Bas bas gazetelerde basıldı bu isim. Bir çok ünlü örneğin sezen aksu, bu kültürlerin korunması gerektiğini vurgulayıp durdu. Buraya kadar olağandışılılık yok. Ama gel gör ki – kimse kusura bakmasın burada- o dediğimiz alt kültür, kültürlükten çıkmış, hala gerici görüşlerini devam ettiriyorsa bırakın ölsün efendim. Ya ölsün yada bunun düzeltilmesi için bir şeyler yapılsın. Öyle kurugürültü ile yaşasın alt kültür, demekle bitmiyor bu iş. Hala bu kültürler de kadına şiddet uygulanıyorsa, hala çocuklar bu kültürlerde sokaklara terk edilip dilendiriliyorsa bırakın efendim, kanseri atalım içimizden. Bunları yaşasın demekten çok, nasıl daha iyi yaşatabilirim diyebilme düzeyine getirtmeliyiz. Yılmaz Güney’in dediği gibi çağdışı kalmış bütün gerici güçlere ve bu güçlerin ideolojik, siyasi, kültürel ve toplumsal etkilerine karşı, bilimsel sosyalizmin ilkeleri temelinde savaşmalıyız. Bu nedenle çeşitli düşünce sistemlerini eleştirmeli, onlara geniş açıdan bakmalı, kötü yanlarını kırpmalı ve gerekirse onları geliştirmeliyiz. İnsan nerede olursa olsun insandır. İnsanın ayırt edici özelliği profesyonel düşünebilme özelliğinin- profesyonel diyorum çünkü çoğu bilim adamı hayvanların düşünemediğine kanaat getirir. Ben düşünebilir denenlere kanaat getiriyorum- olmasıdır. Bu nedenle öncelikli olarak düşünce yapımızı geliştirip kuşatmalıyız ki toplumda söz söyleme, hak alma hakkımız olsun. Devrimciliği bir yana bırakıyorum. İnsanlar önce içindeki cevheri keşfetsin sonrasında kendisine etiketler- olumlu anlamda söylüyorum bunu- taksın. Sonrasında devrimci olmak istiyorsa, ne mutlu ona, derim o zaman. Unutmayalım ki Bir insan değişir, koca dünya değişir. Canan Al ( Nehir Amara) berfin bahar dergisi eylül ayı 2008
Telif Hakkı Uyarısı Yılmaz Güney’in Gözünden isimli yazı, Canan Al tarafından 21.09.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Ararat Yıldız yazıyı tebrik etti...
Kadir Bıyıklı yazıyı tebrik etti...
Deniz Göktepe yazıyı tebrik etti...
Hüseyin Ergün yazıyı tebrik etti...
Aralık
5
Aralık
4
Sevdanın Adı Lacivert Geçmişte Bildiğiniz Aslında Mavi`ydi Düşlediğiniz
• Dila Emral Aydın • Hayata Dair Denemeler • 27 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
4
Terk Edilen Sizsiniz!!!
• Dila Emral Aydın • Hayata Dair Denemeler • 36 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aralık
4
Kurtuluş Savaşı Öncesi Esnası ve Sonrası Duruma Kısa Bir Bakış 22
• Bayram Kaya • Hayata Dair Denemeler • 7 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
30
Kasım
20
Kasım
18
Kasım
12
Ekim
18
Eylül
18
Ekim
3
Ağustos
15
Ağustos
14
Eylül
21 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||