Yine Yeni Yeniden
Cama vuran damlaların müziği uyandıyor yeni doğan güne. Gözlerimi açmadan bir süre bu melodiyi doldurdum ruhuma. Sanırım vazgeçemeyeceğim en büyük hazlardan, toprağı yıkayan yağmur. Önce gözlerimi ardından evin tüm camlarını ve balkon kapılarını açtım, şu toprak kokusu kadar duru, çırılçıplak bir koku daha tanımıyorum. Balkonumdan, sağnağı seyrediyorum ve insanları. Arabaların silecekleriyle, yağmurdan kaçan bir insan aynı ritmde buluşuyor; telaşlı, ıslak, hızlı. Kahvemi yudumlarken, biliyorum ki; izlemekle yetinmeyeceğim. Bu yağmurun altında olmalıyım. Herkes kaçarken, ben damlaları yakalamalıyım. Ve herkes bu güzelliği, dengesizlik saymalı.
Yağmurluğumu üzerime geçirip çıktım. Bir süre kapının önünde, gözlerimi görebileceği her köşeye değdirdim. Bir kadının şemsiyesinin ters çevrilmesiyle, yüzü kızgınlığa, dili küfürlere teslim. Gülümsüyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme, kimsenin anlam veremediği. Ne yağmurdan kaçanlara gülüyorum; ne de onların haline oysa. Toprağın yağmuru doyumsayışının hazzı, ruhumda ki kocaman gülümseyi giyiniyor üzerine. Toprağın raksı, şarkısı, cilvesi, mutluluğu, teslimiyeti aşka. Doğanın eşsiz tangosu gözlerimdeki ışıltılar. Oysa dünüm çok kötü geçmişti, binlerce sorular, gelecek endişesini giydirdiğim umutlar, ağır aksak koşmaya çalıştığım bir hayattan, umutsuzluğun kör kuyularına akıtmıştım gözyaşlarımı. Sorularla, sorgularla sevişmeye başladığı zaman zihin, umutsuzluk kapısı aralanıyor. Oysa önemli olan ve çoğu zaman gözün ardına atılan eski çabut muamelesi gören, o an ne yaptığın, nasıl değerlendirdiğin o anı. Oldukça kötü geçen bir günün sabahında böyle uyanmak, müthiş bir huzur doldurdu içime. Yağmurun, toprağın bir parçası olmalıyım. Adım attım, caddenin kenarına gelip bir süre bana bakan insanların yüzüne baktım, yüzlerinde ki şaşkınlığı anlamanın sıcaklığı içimi ısıtıyor. Arabaların bana yol vermesini istemiyorum, bekliyor ve izliyorum, beni görenlerin şaşkın bakışları arasından. Karşıdan karşıya geçtim, az ilerdeki parka ağır ağır yürüdüm. Parka geldiğimde; ağaçların, çiçeklerin yağmurla olan müthiş ahengine imrendim. Yağmur ne kadar da koşulsuz yağıyor, ne kadar da koşulsuz kabul ediliyor. Yağan her bir damlada yıkanıyor tüm doğanın kalbi. Doğa en ihtişamlı ayinini sunuyor yağmura. Yaprağa değen damlalara bakıyorum, yenilemesine, can vermesine; yapraktan toprağa süzülmesine. Toprağın kokusunu içime çekiyorum, gözlerim kapalı yüzüme değen yağmur damlacıkları arasında bu muhteşemliği dinliyorum. Ruhuma hayat çekiyorum, can çekiyorum her solukta. Yenileniyor, temizleniyorum doğaya teslimiyetimde; yeniden doğuyorum. Ellerimi iki yana açıp, yüzümü yağmura dönüyorum; tüm gökyüzü küçücük damlalarla bezeli; bu ne muhteşem kusursuz bir tablodur. Dudaklarım da kocaman gülümseme, bir biri ardına gelen yağmuru kabul ediyorum bedenime, yağmurun küçücük parmaklarına dokunuyorum, gülümsüyor. Yeniden başlıyorum, yenileniyorum yaşama..