“Gelen Nilay’mış. O da Nazlı’nın sınıf arkadaşı; bitişik apartmandan… Nazlı İstanbul’a gidince Nilay aşağı mahalledeki düz liseye devam etmişti. Kapıda bayramlaşıyoruz, içeri girmeye hiç niyeti yok.–Enis amca evde yok mu? diyor.–Boş ver onu, diyorum. Morali bozuk biraz… Bizim kız bir haftadan beri telefo...”
Gelen Nilay’mış. O da Nazlı’nın sınıf arkadaşı; bitişik apartmandan… Nazlı İstanbul’a gidince Nilay aşağı mahalledeki düz liseye devam etmişti. Kapıda bayramlaşıyoruz, içeri girmeye hiç niyeti yok.
–Enis amca evde yok mu? diyor.
–Boş ver onu, diyorum. Morali bozuk biraz… Bizim kız bir haftadan beri telefon edip duruyordu; belki elli defa “Ramazan Bayramında geleceğim.” demişti. Ama acil işi çıkıp da gelemeyince bizimki çok üzüldü.
–A üzülecek ne varmış bunda? Telefonlar ne güne duruyor?
–Öyle öyle, her gün en az üç defa telefonlaşıyoruz. Yine de baba yüreği işte; çok kırıldı Nazlı’ya.
Çantasından bir zarf çıkarıp uzatıyor:
–Düğün davetiyem, diyor gülerek.
–Aaa, bu kadar çabuk mu kız? Hani Kurban’dan sonraydı?
–Valla babam müftüye danışmış; iki bayram arasında bal gibi de nikâh yapılırmış. Biz de fazla uzatmayalım dedik. Haydi, bana Allaha ısmarladık, bugün akşama kadar hem bayramlaşıp hem de davetiye dağıtacağım.
Şaşkınlıktan donakalıyor, veda sözü dahi söylemeyi akıl edemiyorum. Nilay gidip de kapıyı kapayınca cinlerim tepeme çıkıyor:
–Şimdi seni yedim işte, diye söylenerek balkona çıkıyorum. Enis beyefendi hazretleri hâlâ aynı durumda… Dünyada olup bitenden haberi bile yok. Elinde sigara, gözleri yolda…
–Utan utan! diye bağırarak zarfı yüzüne fırlatıyorum.
–Niçin utanacakmışım? Ne yaptım ben? Ne var o zarfta?
–Elinin körü var! El âlemin kızları telli duvaklı gelin olurken biz ne tel gördük ne duvak. Ne dünür biliriz ne damat.
–Herkes düğün yaparak mı evleniyor? Şart mı yani? Bizimki de düğün yapmadan evlenmiş, ne var bunda?
–Tüh Allah kahretmesin! Adam mısın sen be? Senden baba mı olurmuş?
Bu adamın gamsızlığı deli edecek beni. Yine elim ayağım titriyor; galiba tansiyonum yükseliyor; fenalaşıp bayılacağım. Aceleyle mutfağa dönüp tansiyon hapımı içiyorum, yüzümü yıkayınca biraz sakinleştiğimi hissediyor ve masanın yanındaki sandalyeme oturuyorum.
–Sabahın köründe cep telefonunda bir mesaj, diyorum yüksek sesle. “Anneciğim, babacığım; sizleri çok seviyorum. Ne olur bana kızmayın ve beni affedin. Biz evlendik.” İşte bu. Biricik kızının evlilik hikâyesi bu kadar… Ne kız isteme, ne söz, ne nişan… Kimle evlendin, niçin evlendin, nasıl evlendin? Ne bir davet, ne bir açıklama… Biz evlendik; hepsi bu…
–Hemen hemen bir buçuk yıldır hep aynı şeyleri konuşuyorsun hanım, yeter artık! Olan olmuş… O defter kapandı.
–Bazı defterler ölünceye kadar kapanmaz. Millete rezil olduk be! Senin yüzünden mahallenin bir numaralı yalancısı olduk. Mesajı aldıktan sonra, kış kıyamette niçin yazlığa gidip on gün kaldık? Millet bizi düğüne gitti sansın diye değil mi? Ondan sonra herkese hayali bir düğün uydurup ballandıra ballandıra anlatan biz değil miyiz? Niçin susuyorsun? Susarsın tabii… Çünkü bu fikir senden çıkmıştı.
–Bunda benim ne suçum ve hanım?
–Çok suçun var, çok… Kızını üniversiteye göndermeyecektin veya madem gönderdin attığı her adımı izleyecektin. Bak Nilay’a… Liseyi bitirdi, büyük bir markette kasiyer olarak çalışıyor.
–Boş konuşuyorsun boş! Benim kızım üniversite sınavlarında Türkiye sekizincisi oldu. Ben kızımı kasada oturup başkasının parasını saysın diye yetiştirmedim. Ayrıca böyle bir yeteneği okutmamak günahtır.
–Bak bir de günahtan bahsediyor! Hani, senin kızın bayramını kutladı mı? Bir telefoncuk olsun açtı mı? Söyle, kaç gündür telefon açmıyor senin kızın? En az on gündür değil mi? Bakıyorum da her zaman holde duran seyyar telefonu yanına almışsın. Telefon bekliyorsun değil mi? Çok beklersin sen… Hâlâ anlayamadın mı? Senin kızın o uzak şehirde yeni ve bambaşka bir hayat kurdu, biz onun gönlünden silindik artık. Aç telefonu aç, utanma! Kızının bayramını kutla, ona saygılarını sun. Ama benden selâm söyleme senin kızına.
–Senin kızın deyip durma! Telefon gelince önce sen kapıyorsun ahizeyi. O bizim kızımız.
–Hayır, on beş yaşına kadar benim kızımdı; sen onu benden koparıp yatılı okula verince senin kızın oldu.
Yine kapı zili çalıyor. Mutfaktan çıkıp kapı dürbününden gelenlere bakıyorum. Apartman komşumuz Selim Bey’le oğlu gelmiş. Kapıyı açmadan balkona çıkıyorum.
–Kalk bakalım, diyorum, biraz da ben balkon keyfi yapayım. İki erkek var kapıda; onları da sen ağırla. Beni sorarlarsa “Tansiyonu çıkınca biraz uzandı dersin.”
Okan Çelik / 29.06.2008hmm... gerçekten yitirilmiş değerler... Bakalım sonra ne olacak
Gülçin Karakaya / 23.05.2008Kızının haber vermeden evlenmesi...Çok acı bir durum...Oysa ki ne hayaller kuruluyor evlatlar üzerine....Acaba Nazlı`nın bunları yapmasının sebebi var mı? kafamıda soru işareti bıraktı....teşekkürler
Fatma Çetin Kabadayı / 23.05.2008Sanırım başkaları ne der düşüncesiyle yalan söylemek yalanların en zoru.Çok akıcı ilerliyor ama Nazlı gelirse şaşırmayacağız. Tebrikler.
Hafize Hanaylı / 23.05.2008 Zamanımız bahanesi görüşmek istememenin yeni adı. Gelecek kızımız bence süpriz yapacak sanırım hikayenin sonunda. Kaleminiz susmasın.
Çiğdem Ercan / 23.05.2008Hikaye çok güzel derslerle devam etmekte. Bir kızım var. Benden habersiz evlenirse ilerde...Düşünmek bile ürkütüyor. Ah! Değerler...
Ayten Dirier / 23.05.2008Başlık cuk diye oturmaya başladı ve her bölüm bir öncekinin düğümünü çözerken, yeni sürprizlere gebe olarak bitiyor. Üç bölümü arka arkaya okudum, diğerlerini de öyle biriktirip okuyacağım. Devam.
Ersin Başeğmez / 23.05.2008çok güzel gidiyor hikaye. Bir düğüm açılırken başka bir düğüm atılıyor. Demek nazlı evlenmiş, haber vermeden. Ve babanın dik duruşu yüreği ağlarken, nemli bakışları sokağın köşebaşını beklerken. son çok farklı olacak, inşallah her kesin dilediği bir son olur. hocam, keşke bu hikaye bazı arkadaşların sitede yayınladığı gibi otuz kırk bölüm olsada doya doya okusak.hem o kadar çok olursa bize isabet ihtimali de artar. saygılarımla saygılarımla
Necla Alptekin / 22.05.2008Belli ki Nazlı kırgın, Yine de Nazlılar okumalı bu hikayeyi... Onlar bir şekilde hınçlarını alırken evde neler oluyor bilmeli. Her satırı ders dolu Hocam. Değerler yitirilmemeli. Saygılar.
Çiğdem Bekar Abilov / 22.05.2008Ne denir bilmem ki!Hocam nasıl oluyor da romantikliğe bu denli yatkın bir hikayeyi realist biçimde yazabiliyorsunuz?Gerçekten büyük bir başarı bu.Emin olun,yirmi bölümü birden de ekleseniz aynı keyifle peşpeşe okunacak bir yazı.
Cemal Çelik / 22.05.2008Çok güzel bir hikaye ve günümüzde yaşanan çok acı gerçeklere değiniyor. Karşılıklı konuşmalarda ki ifadeler insanı, hedefe tam odaklandırıyor. Vermek istediği mesajı okuyucuya, tam olarak yansıtmayı başarıyor...Kutlarım usta kaleminizi...Devamında görüşmek dileğiyle...Saygılar sunuyorum hocam.