Yitirilmiş Değerler (4)
23 / 5 / 2008 Cuma tarihinde Erturan Elmas tarafından eklendi, 310 kez okundu...
“Ben kuru tabureye otururken o mutfağın kapısını kapayıp çıkıyor. Sehpadaki kahvaltı tepsisine gözüm ilişiyor. Çayını içmiş, birkaç dilim ekmek ve bir yumurta yemiş.“İyi.” diye geçiriyorum içimden. “Can boğazdan gelirmiş.” Yoldan geçen genç bir çift görüyorum. Kadının kucağında ince bir battaniyeyle sarıp sarmalanmış kund...” Okuyucu Puanı ;
Yitirilmiş Değerler (4)Ben kuru tabureye otururken o mutfağın kapısını kapayıp çıkıyor. Sehpadaki kahvaltı tepsisine gözüm ilişiyor. Çayını içmiş, birkaç dilim ekmek ve bir yumurta yemiş. “İyi.” diye geçiriyorum içimden. “Can boğazdan gelirmiş.” Yoldan geçen genç bir çift görüyorum. Kadının kucağında ince bir battaniyeyle sarıp sarmalanmış kundak çağında bir bebek… Bebeğin yüzüne sapsarı bir tülbent örtmüşler. Taze gelin, yolda yürürken tülbendi aralayıp bebeğine bakıyor. Bir an Nazlı’ma benzetiyorum kadını. Yüreğim güp güp çarpmaya başlıyor. “Kör olasıca herif!” diyorum içimden. “Kahvaltı yapmana niçin seviniyorum ki? Zıkkımın kökünü yeseydin inşallah! Beni torunuma bile hasret bırakan kafasız adam! Oysa ne hayallerim vardı benim! Kızım işe gidince torunuma ben bakacaktım, tıpkı Nazlı’mın bebekliği gibi onu da kundaklayacak ve dizlerimde sallayarak uyutacaktım. Ah, ah!” Gurbet kuşu yavrumun bebekliği geliyor gözlerimin önüne. Meleğim dizlerimde uyuduktan sonra dikkatle ve yavaşça kucağıma alıp koklayarak yatak odamıza götürürdüm. Sonra o küçücük başını ve yine küçücük, ince bir yastığa yan yatırıp ben de yanı başına uzanırdım. Doyumsuz bir manzarayı izler gibi seyrederdim canımın parçasını. O küçücük yanaklara; o incecik ve temiz dudaklara; o kapanmış, yumuk gözlere, o belli belirsiz kaşlara gözlerimi kırpmadan, dakikalarca bakardım. Zaman zaman da kulağımı, meleğimin minicik burnuna yaklaştırıp nefes alıp almadığını anlamaya çalışırdım. Bazen nazarım değmesin diye başından ayrılır; can parçamın rahatsız olma ihtimalini düşünüp, ortalıkta uçuşan sinekleri bir havluyu sallayarak odadan çıkarmaya çalışırdım. Mahalledeki çocukların yatak odamıza yakın yerlerde oynaması kesinlikle yasaktı. Çocuklar bu yasağa “Hamide teyze kanunları” derdi. Hepsi de bu kanuna uyar; penceremin altından geçerken camiye girmişçesine sessiz yürür, fısıltıyla konuşurdu. Hele o emzirme dakikaları… Ömrümün en unutulmaz anları… Can parçam süt dolu memelerimi soğurdukça cana can kattığım, hatta bir meleğe can verdiğim fikrine kapılır, beni anneliğe lâyık gördüğü için Allah’a yüzlerce defa şükrederdim. Süt dişleriyle göğüs uçlarımı ısırırken bana tattırdığı o tatlı ıstırabı hâlâ bedenimde hissediyorum. Gözlerim yaşarıyor yine. Kalkıp mutfağa geçiyorum, gürültü yapmamaya dikkat ederek yüzümü yıkıyorum. Önceden çerçeveletip mutfak dolabına astığım yarım fotoğrafa kayıyor gözlerim. “İşte torun sevgisinden yana bana münasip görülen hisse bu!” diyorum içimden. “Kızımız bize bu kadarını lâyık gördü.” Fotoğraftaki Nazlı çok mutlu; otuz iki dişi meydanda, gülüyor. Epeyce kilo almış. Kızımın sol dizinde ise göbeğine kadar çıplak, altı aylık bir bebek… Gözlerini iri iri açmış bana bakıyor torunum. Hiç öpmediğim, koklayamadığım, hatta kanlı canlı göremediğim biricik torunum… Bir de bebeğin baş hizasından uzanıp Nazlı’mın omzuna konan bir kol… Damat olacak herifin kolu bu! Biricik kızımı benden çalan, ne idüğü belirsiz nesepsizin kolu… İri vücudunun ve meymenetsiz suratının olduğu bölümü kesmiş ve bu resim parçasını tuvaletin önündeki paspasın altına koymuştum. Anne adayı bir kız evlât, bebeğini doğurmadan önce özbeöz annesini çağırmaz mı yanına? Neymiş efendim, orada her şey düzenliymiş; hamileliği doktor kontrolünde sorunsuz devam ediyormuş, zahmete katlanmama hiç gerek yokmuş. Tamam, kabul ettik; doktor değilim, hemşire değilim; ona bir yararım olamaz. Ya doğumdan sonra? Çalışan karı koca işe gidince bebeği kime emanet eder, o sabiye kim bakar? Yok efendim, orada her şey planlı ve programlıymış. Yöneticiler, insanların refahı için her şeyi düşünüp çare buluyorlarmış. Çalışan çiftler için bebek evleri açmışlarmış, oralarda bebeklere çok iyi bakıyorlarmış; ebeveynler gözleri arkada kalmadan işyerlerine gidebiliyormuş… Bir sürü mazeret… Zaten çok yakında da Kütahya’ya gelip el öpeceklermiş. Yalanın daniskası… Salondan gelen bir kahkaha sesi hüzünlü anılardan kurtarıyor beni. Mutfak kapısını hafifçe açıp araladığım boşluğa kulağımı yaklaştırıyorum. Selim Bey’in sesi bu: –Ne bitmez öğrencilikmiş anlayamadım, bildim bileli okuyor senin kız, diyor yüksek sesle. Bizimki her zamanki gibi övüngen: –Efendim, diyor; bizim kız artık ilim yoluna girdi; daha doğrusu girmek zorunda kaldı. Sen ODTÜ’ye Türkiye sekizincisi olarak gir, sonra da ülkenin en büyük üniversitesinin en zor bölümü olan elektronik mühendisliğini birincilikle bitir; sonra da mastır yapma, doktoraya devam etme… Olur mu efendim, böyle bir değer harcanır mı? “Yerin dibine batsın senin değerlerin!” diyorum içimden. “Ya benim değerlerim ne olacak?” Elim ayağım titriyor yine; çaresiz balkona çıkıyorum. “Lâfı bitmez artık.” diye geçiriyorum içimden. ”Şimdi kızının başarılarını uzun uzun anlatır. Üniversiteden mezun olunca elinin tersiyle ittiği iş tekliflerinden bahseder önce. Sonra dünyadaki hangi üniversitelerden hangi tekliflerin geldiğini sıralar. İsviçre’deki üniversitenin akademik kariyer teklifini hangi sebeplerle ve nasıl kabul ettiklerini anlatır. Daha sonra da iki yıllık mastırını yüksek dereceyle bitirip dört yıllık doktoraya nasıl başladığından söz eder. Hatta kızının kazandığı bursları ve aldığı asistan maaşını bile kuruşu kuruşuna söyler.” Yoldan gelip geçenlere bakıyorum. Çocuklar yepyeni elbiselerini giymişler, ellerinde şeker torbalarıyla o evden bu eve girip çıkıyorlar. Taze gelinler ve genç damatlar kol kola girmiş, yolda yürüyorlar. –Kahırla geçen bu kaçıncı bayram yarabbi! diye mırıldanıyorum. Bayramlarda hiç gülmeyecek, hep ağlayacak mıyım ben? (Devamı var)
Tavsiye Et :
Çiğdem Ercan yazıyı tebrik etti...
İbrahim Çördük yazıyı tebrik etti...
Kadir Bıyıklı yazıyı tebrik etti...
Ersin Başeğmez yazıyı tebrik etti...
Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
Erol Güldiken yazıyı tebrik etti...
Fatma Çetin Kabadayı yazıyı tebrik etti...
Gülçin Karakaya yazıyı tebrik etti...
Gülçin Karakaya yazıyı tebrik etti...
Cemal Çelik yazıyı tebrik etti...
Ekim
3
Eylül
29
Eylül
27
Eylül
11
Eylül
11
Fesatlık Toprakta mı İnsanlarda mı?
• Erol Sunat • Toplumsal Hikayeler • 342 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Eylül
24
Kısa Şiir Özlü Anlatım (3)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 121 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Eylül
23
Kısa Şiir Özlü Anlatım (2)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 132 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Eylül
22
Kısa Şiir Özlü Anlatım (1)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 207 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Eylül
10
Vasat İnsanın Mükemmel Şiiri (4)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 214 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Eylül
9
Vasat İnsanın Mükemmel Şiiri (3)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 128 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
25
Çocuklara Okuma Sevgisi Nasıl Kazandırılır
• Erturan Elmas • Eğitim Makaleleri • 2801 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ekim
12
Sözcüklerde Anlam Kaymaları (1)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 2495 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Aralık
24
Çocuklara Okuma Sevgisi Niçin Kazandırılır
• Erturan Elmas • Eğitim Makaleleri • 1928 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Aralık
20
Aralık
13
Sözcüklerde Anlam Kaymaları(3)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 1319 kez okundu. • 10 kez yorumlandı. |
![]() |
|
||||||||||||||||||||||