Yitirilmiş Değerler (son)
28 / 5 / 2008 Çarşamba tarihinde Erturan Elmas tarafından eklendi, 360 kez okundu...
“ Caddeden geçen çocuklarda, evli çiftlerde, yaşlı başlı insanlarda bir sevinç, bir heyecan, bir mutluluk seziyorum. Belki de bana öyle geliyor. Hepsi de temiz giyimli ve hareket hâlinde… Belli ki bayramlaşmaya gidiyorlar. Nineden bebeğe dek herkese imreniyorum, daha kötüsü de hepsini kıskanıyorum. Mutfak kapısının dışından sesler geliyo...” Okuyucu Puanı ;
Yitirilmiş Değerler (son)Caddeden geçen çocuklarda, evli çiftlerde, yaşlı başlı insanlarda bir sevinç, bir heyecan, bir mutluluk seziyorum. Belki de bana öyle geliyor. Hepsi de temiz giyimli ve hareket hâlinde… Belli ki bayramlaşmaya gidiyorlar. Nineden bebeğe dek herkese imreniyorum, daha kötüsü de hepsini kıskanıyorum. Mutfak kapısının dışından sesler geliyor bir ara. Konuklar gidiyor olmalı. Ses çıkarmadan mutfağın ortasına kadar gidip konuşulanlara kulak kabartıyorum. –Damadınızı adı neydi? diye soruyor Selim Bey. –Davut, diyor bizimki. Bu ismi duyunca yine hafakanlar basıyor bana. Gözlerim kararıyor, nefesim daralıyor. Balkona çıkıp derin derin nefes almakta buluyorum çareyi? Birkaç dakika sonra mutfak kapısının gıcırtıyla açıldığını işitiyorum. “Şimdi balkona gelip hemen sigaraya sarılır.” diye geçiriyorum içimden. “Sonra da hiçbir söz söylemeden tabureye tüner.” Tahminimde yanılmıyorum. –Selim Beye niçin yalan söyledin? diye soruyorum yüzüne bakmadan. –Ne yalanı? Ben mi yalan söylemişim? –Sen ya; başka kim olacak? Damadının adı Davut mu, yoksa Davit mi? –Öff, yine başlama! Dönüp yüzüne bakıyorum; gözlerini benden kaçırarak sırtını dönüyor bana. Sol dirseğini balkonun korkuluk demirine koyup başını sol avucuna yaslayarak sigara içmeye devam ediyor: Daha çok sinirleniyorum bu tavrına: –Cevap ver bana? diyorum yüksek sesle. Senin damadın Davut mu, Davit mi? Yoksa kızının telâffuz ettiği gibi Deyvit mi? Cevap veremiyorsun değil mi? Senin yerine ben söyleyeyim. Olmaz ya, farz edelim ki oldu; İsviçre’ye gittik; orada “Deyvit” diye hitap edersin damadına, buraya geldiklerinde ise Davut dersin. Hiç cevap vermiyor. Kötü kötü düşünceler geçiyor içimden: “Şeytan diyor, al şuradan bir odun, vur kafasına!” –Evet, niçin cevap vermiyorsun? Senin damadının adı ne? Kim bu herif? Neyin nesi, kimin fesi? –Benim damadım İtalya’da doğup büyümüş, parasız yatılı okullarda okuduktan sonra İsviçre’deki bir üniversitenin mekatronik mühendisliği bölümünde burslu olarak mastırını ve doktorasını tamamlamış bir akademisyendir. –Peki, elini bir defa öptüremediğin, bırak el öptürmeyi yüzünü dahi göremedin bu büyük akademisyenden olma, biricik kızından doğma torununun adı ne? Söyle? Torununun adı ne? Herkese “Yusuf” diyorsun değil mi? Son telefon konuşmamızda ağzından kaçırdı Nazlı. O kadar hızlı konuşuyordu ki “Deyvit, Josef’in odasında…” deyiverdi. Sonra hatasını anlayarak tıpkı senin gibi ağız değiştirip “Davut, Yusuf’un odasına gitti.” dedi. Bundan haberin var mıydı? Çıt yok. Haykırmak, isyan etmek istiyorum. Bir şeyleri kırmak, parçalamak geçiyor içimden. Fakat çaresizim. Öfkeden sesim titriyor: –Ama sana göre hava hoş! Ha Davut olmuş, ha Deyvit; ha Yusuf olmuş, ha Josef! Böyle haberlere o kadar çok alıştın ki bütün değerlerin yalama olmuş. Senin için önemli olan tek şey, kızının bilim kadını olması. Nazlı doktorasını verecek de, doçent hatta profesör olacak da, Türkiye’ye gelecek de… Hayal üstüne hayal! Herkese anlattığın bu masallara komşular inanıyor mu sanıyorsun? Aslında sen de inanmıyorsun; işin gücün kendini aldatmak… –Hele doktorayı bitirsin! diyor neden sonra. –Hele fen lisesini bitirsin, hele ODTÜ’yü bitirsin, mastırı bitirsin, doktorayı bitirsin… Ne bitmez şeymiş be! Tabi, haklısın; doktorayı bitirince iki çanta alır senin kızın, çantanın birine Deyvit’i, diğerine Josef’i koyar, sonra da Kütahya’ya gelip üniversitede öğretim üyesi olur. Sen aklını peynir ekmekle yemişsin herif! İki adım atarak yaklaşıyorum ona, ağzımı kulağına yaklaştırıp fısıltıyla ve alay edercesine: –Kuş beynine şunu iyice sok, diyorum. Kızın oradaki rahatı bırakıp buraya asla gelmez, gelemez. Senin sulbünden gelip benim rahmimde filizlenen, sonrada bu topraklarda serpilip gelişen biricik fidanımız meyvelerini İsviçre’de verecek. Onun meyvelerini biz değil, yaban eller yiyecek. Birden irkilerek susuyorum. Sebebi şaşkınlık… Ağlıyor Enis Bey. Annesinin, hatta çok sevdiği kardeşinin vefatında dahi ağlamayan Enis Bey şıpır şıpır gözyaşları döküyor. Sessizce çıkıyorum balkondan, koşarak yatak odasına geçiyorum. Şimdi ben de ağlıyorum. Her zaman olduğu gibi yüksek sesle ve hıçkırıklarla… Ağlıyorum fakat kimin için gözyaşı döktüğümü ben de bilemiyorum. Kendime mi yanıyorum, kızıma mı? Yoksa otuz beş yıldır gözlerinin yaşardığını hiç görmediğim koca Enis Beye mi? Beş on dakika ağlayınca biraz kendime gelip rahatlıyorum. “Galiba fazla üstüne gittim.” diye geçiriyorum içimden. “Gidip gönlünü alsam iyi olacak. Zaten kalp hastası…” Banyoya girip yüzümü yıkadıktan sonra balkona çıkıyorum. Bizimki yine taburede... Kollarını balkon demirine paralel dayayıp, alnını da elleri üstüne koymuş oturuyor. Tek farklılık sigara içmeyişi… Telefonu da yere düşürmüş. Yine sinirleniyorum: –Telefonu düşürmüşsün, diyorum. İnşallah kırılmamıştır. Seyyar telefonu alıyorum yerden. Kurşunî ekranda bir isim: Biricik kızımız… Fakat “arama yap” tuşuna basılmamış. –Telefon mu açacaktın? diyorum. Cevap yok. –Açacaktın ama gururuna yediremedin değil mi? Cevap yok. Gömleğinin arka yakasından tutup hafifçe çekiyorum. O anda bir şey oluyor. Enis Bey yıkılıp boylu boyunca uzanıyor balkona. Yüzü kireç gibi; kapalı gözlerinin kirpikleri ıslak… Aniden gözlerim kararıyor; bir çığlık atıyorum. SON
Tavsiye Et :
Kadir Bıyıklı yazıyı tebrik etti...
Melek Öztürk yazıyı tebrik etti...
Zamira Candan yazıyı tebrik etti...
Ahmet Karaaslan yazıyı tebrik etti...
Ersin Başeğmez yazıyı tebrik etti...
Erol Güldiken yazıyı tebrik etti...
Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
Cemal Çelik yazıyı tebrik etti...
Muzaffer Akçay yazıyı tebrik etti...
Sabit İnce yazıyı tebrik etti...
• Ahmet Karaaslan yazıyı favori listesine aldı...
Ekim
3
Eylül
29
Eylül
27
Eylül
11
Eylül
11
Fesatlık Toprakta mı İnsanlarda mı?
• Erol Sunat • Toplumsal Hikayeler • 355 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Eylül
24
Kısa Şiir Özlü Anlatım (3)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 233 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Eylül
23
Kısa Şiir Özlü Anlatım (2)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 218 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Eylül
22
Kısa Şiir Özlü Anlatım (1)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 313 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Eylül
10
Vasat İnsanın Mükemmel Şiiri (4)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 249 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Eylül
9
Vasat İnsanın Mükemmel Şiiri (3)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 138 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Aralık
25
Çocuklara Okuma Sevgisi Nasıl Kazandırılır
• Erturan Elmas • Eğitim Makaleleri • 2911 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ekim
12
Sözcüklerde Anlam Kaymaları (1)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 2525 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Aralık
24
Çocuklara Okuma Sevgisi Niçin Kazandırılır
• Erturan Elmas • Eğitim Makaleleri • 2000 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Şubat
2
Şiirde Ahenk Öğeleri (5)
• Erturan Elmas • Bilimsel Makaleler • 1567 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
20 |
![]() |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||