Yönetim Gökteki ZindanlarYönetim Gökteki ZindanlarERADICATERYÖNETİM “Devlet devrimle yıkılabilecek bir şey değil, insanlar arasındaki bir ilişki tarzıdır. Devlet, bu ilişki tarzıyla var olur, beslenir, güçlenir, sömürür ve öldürür. Devlet, otoriter ve hiyerarşik örgütlenmelerle iktidara talip olunarak değil; insanlar arasında devletin kendini yeniden üretmediği yeni ilişkiler, özgürlükçü ve dayanışmacı yeni bir hayat tarzı kurularak yıkılabilir. Asıl olan iktidarı almak değil, gündelik hayat devrimleridir. Zira, yaşanacak bir hayatımız vardır...” Partiküler değişim anayasasına uymak kadar zalimce ve zahmetli bir dağılım olamazdı herhalde şu an. Üstüne üstlük hala saplanılmaz olan dengelere takılıp kaldığım o günlere hayıflanıyorum. Düşünüldüğü gibi bir dönem değil aslında “Kaguyahaym” dönemi. Bir çok çağ yaşandı. Bilinen üzerine konuşalım. Nedir bunlar? Barbarlık Çağı, Zevkler Çağı, Savaş Çağı ve devamı, ne yazık ki Aşırı Nüfuslanma Çağı... Evet, sanırım bizim asıl derdimiz böyle başlamış olmalı. Şu an bakıyorum, “ergin masulta” olmasına çok fazla yok. Nihayet başlayacak “zvara”. Tanımım ona, etraflıca “tarmanlar” yaşamışımdır. Ya da bir alt boyutu “juralar”. Açıklamakta fayda olsa gerek bu notu anlamama hakkınız dahi var. Çünkü ne siz ne de biz birbirimizden haberdar değiliz, ne kadar bu bir geriye posta olsa da ve tek taraflı handikaplar taşısa da. Şu an bulunduğum gezegen bilinenin aksine farklı bir yer değil, hani şu bildiğimiz, mavi küre. 29. yy. Da olmamız şaşırtabilir sizleri sözlerim bittiğinde, ama gerçekler böyle iken ne demeli bilemem. Zaten anlatmak istediklerim, sizi ne kadar tatmin edebilir onu da bilemem. Şu an bulunduğum büyük otelden aşağıda olanları duyabiliyorum, lakin anlamlandırmak hayli güç. Size yönetim şeklimizden bahsetmek isterim. Geçen yüzyıl başında İzoteknom Olar yani elektronik içsayış otoriter yönetimi, anlayış açısından hızlı bir sistemdi. Simente Olar , yani başkanlık dönemlerini aratmayacak ve o kadar hipnopedyatik olamayacak kadar da kusursuz görüntü çizmişti. Beyin yıkamalar, kimyasal iknalar, bilinç altı iknalar geride kaldı da diyebilirdik. Geçiş dönemi çağını biraz inceleyecek olursak yönetimi insanlardan mekaniğe geçirmemiz çokta zor olmadı. Zaten sorunlar olduğunda da kimsenin derdi tasası kalmazdı diye düşünüldüğü için, birçokları bu duruma, yani güdüm bilimciliğin zirve yaptığı o döneme ses dahi çıkarmamıştı. Her şeyden ziyade insanoğlunun propogandası hiçbir yüzyılda bitmemişti. Diktatörlük ne zaman öldü ki cennet vaad edilmesin? Özellikle Sibiryank manyaklığı 5 yüzyıldır insanların kafasını kemirip durmuşken. Sibiryank, 23. yy başlarında sibirya ve üstü kısımlarında kurulmuş en güçlü ve yeryüzünde yaşanılabilecek tek nokta olması ve insanlığın bir ölçüde elekten geçtiği bir dönemin tek dayanak mekanı olmasıyla aslında her türlü tarih açısından önem teşkil etmektedir. Aslında her dönemin manyaklık teşkil edecek devletleri de olmuştur. Her biri hem kendi içini veya politik kenecilikle diğer devletleri dışa kapanık politikalarla sömürmüşlerdir. Onları dışa kapanıklıkla suçlamak, onların ne kadar içe kapanık yapmazsa, şalvarlarla papyonların, çatallarla bıçakların savaşları kimseyi kral yapamamıştı. 21. yy sonunda büyük manyaklık yaratan “Merikanizm” salgını, kendi içini kemiren bir yara olarak sonunda tüm devletleri ve kendi devletini de soyup soğana çevirmiş, sonunda da yıkıma neden olarak, hesapsız bir dünya savaşına, bitmeyen bir intikam güneşine dönüşmüştü. Güneş diyorum, çünkü, güneş bir günün yarısı kadar gökte kalır mantıksal olarak, sonrada batar. Ama ertesi gün yine olduğu yerdedir. Aynı bu şekilde savaşlar, yeryüzünün terbiye gösterme vaktiyle son bulmuştu. 22. ortalarında göğün bir anlık ışıldamasıyla yanan bir bölüm dünya küresi sakinleri devamında gökten inen parlak taşlara kucak açmıştı, istemeden de olsa. Sözlerim sizlerin kafasını karıştırsın istemezdim. Ama buradaki üst boyut bir ayaklanma olduğu için binalardan sızan duygu gazları beni yavaşça düşünsel anlamda kemiriyor. Zaten size neyi nasıl anlatsam bilemem. Ancak size birkaç nokta koyar çizgileri çekmenizi rica ederim. Bir şeyler gelmesini istemek için mi? Hayır, ama yine de bunu bekleyeceğim. Yeryüzünün insanoğlundan doğal felaketler yardımıyla intikamı ateş taşlarından hemen sonra olmuştu. Bu sıralarda şansları ve teknolojileri ileri olan Yüce Çin Devleti Sibirya`da mekan edinmiş. Kendine devasa bir şehir kurdurmuştu. Gerçi bunu hint fakirlerine yaptırmak gibi bir huyları da yok değildi. Fakat felaketler insanlığı aniden ve hızla vurduğunda 22. yy. Sonlarıydı. Sadece 3 milyon insanın yaşadığı bir şehir haline gelen “Guvarta”, sözüm ona kuzey sibirya, yani gökdelenler şehri tabiri yer doğmuştu. Bizim için mit diyebiliriz. Sonuçta atalarımız yani “Nuh`un Gemisi karada gidiyor ahali!” demek gerekli. Her neyse, “sistemler değişir baskı kalır” demem doğru olacaktır. Çünkü her yüzyılda en az bir veba çıkagelir ve götürür ölüleri. 28. yy ortalarında aşırı nüfustan boğulacak sibirya kasabası sakinleri dünyayı her şekilde işgal etmeye başlamıştı bile. Aşırı nüfuslanma devamında teknolojik ilerim insanoğlunu tembel bir yüzyıla itmişti. Olar sistemleri kolay görülebilir ama sibirya yönetiminden aptalca değildi. Sibirya yönetiminde “Dakhurak” yani kamu yönetiminden bahsedemezdik ama “Karint” yani iş dağılımı epeyce mevcuttu. Piyano kıpırdatıcısı bile sağlık hizmetlerinden faydalanıyordu diyebilirim. 30 yıl civarında tüm yerleşkeler oluşturulup tek dünya devleti oluşturulup tek elden otoriter ama baskıcı olmayan bir anlayış getirtildi. Tabi ki programlanmayla. Bu programlamayı da tabi ki başka bir program yapıyordu. Kim bilebilirdi beyin yıkamaların onlardan geleceğini... Günümüze gelene kadar birçok yerleşim yapısı robot kuklalara dönüşmüştü. Şimdi ise onları aratacak bir sistem açık diktatörlük. Aşağıdaki sesleri ayırt edebiliyorum bunun adı ZVARA. Baskıcı terörle başlayan otoriter yönetime, başkanlık sistemine akan nehirler kamu yönetimiyle zehirlenip iş dağılımlarıyla boyanınca protestolar yerini ayaklanmalara bırakmıştı. Şimdi ise ne yaptığı bilmeyen bir ihtilal söz konusu. Bakalım bir yüzyıl sonra ne olacak. Karamsar değilim, ama ölümlüyüm. Dışarıda olanları anlatamam ama diyebileceğim tek şey bunlar bizlerde olan içgüdü...
Telif Hakkı Uyarısı Yönetim Gökteki Zindanlar isimli yazı, Umut Uyan tarafından 03.10.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
15
Kasım
14
Beyaz Gelinliğini Giymişti Ölüm
• Ethem Hırlak • Toplumsal Hikayeler • 81 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
14
Kasım
13
Kasım
11
Kasım
9
Kasım
6
Kasım
6
Bitmeyen Hikaye 7_baronların Savaşı 1
• Umut Uyan • Fantazi Hikayeleri • 134 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
6
Bitmeyen Hikaye 7_baronların Savaşı 0
• Umut Uyan • Fantazi Hikayeleri • 68 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
6
Ağustos
11
Mart
24
Haziran
27
Mart
24
Ekim
30 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||