kayit
Google Özel Arama
Deniz İlker Toker Canlı Yayında! | 22 Kasım İzmir Buluşması!
Hikaye AnaSayfa Makale / Tarihsel Makaleler

Yorum Sizin


Yorum Sizin


Genellikle toplumlardaki bir çok sorunun asıl sebebi, yeterli bilgiye sahip olmadan olayların yorumlanması, ya da yanıltıcı bilgilerle insanların yanlış yönlendirilmesinden kaynaklanır.. Çevremizi sürekli yargılarız. Ve hatta, sürekli yargıladığımız kişilerin yerine kendimizi öyle koyarız ki (bu empati değildir), sonra kendimizi kendi yerimize koymayı unuturuz. Hayatımız “ben olsaydım”larla geçer. Biz, yapmamız gerekeni layık’ı ile yapıyor muyuz diye de pek düşünmeyiz doğrusu. Ahkam kesmek daha hoşumuza gider. Ön yargıların birçok istenmeyen sonuçları doğurduğunu biliriz, yine de ön yargılardan kendimizi kurtaramayız. Ha bir de “hoş görü” mevzuumuz var. En kapsamlı tanımıyla hoş görü: “Başkalarının inanç, uygulama ve alışkanlıklarını, onları mutlaka paylaşma ve kabul etme gereği olmadan, anlamak için gösterilen olumlu ve nazik çabadır.” Deniliyor tanımda. Ve yine aynı yazıda “Dünyanın yarısı, söyleyecek bir şeyi olan ama söyleyemeyen, öteki yarısı da söyleyecek bir şeyi olmayan ama durmadan konuşan insanlardan oluşur” deniliyor.(Sevim Gözay, 24 şubat Akşam Gazetesi, Boyner Yayınları, “sözlü döğüş sanatı- Tongue fu”)
İşte tezellül ve tevazu ve veya sürü psikolojisi ile sağ duyu (yani toplum bilgeliği) arasındaki hattı da bunlar oluşturuyor. Prof. İsmail Kaya, konuyla ilgi olarak (21 mayıs 2007 tarihli Türkiye Gazetesi) yazısında çarpıcı örnekler veriyor. “ İngiliz bilim adamı Francis Galton (1822-1911) bir gezisinde küçük bir köyde “öküzün ağırlığı yarışması”na şahit olur. Bu yarışma için ahali bilet alır, köy meydanında sergilenen öküzün ağırlığına ilişkin tahminlerini bir kağıda yazar, çekilişe katılırlarmış. Öküzün ağırlığını doğru tahmin eden kişi, ödül olarak öküzü kazanırmış. Yarışmaya çoban, kasap ve yetiştirici gibi uzman kişiler de, “uzman” tanımına girmeyen meraklı kişiler, köy ahalisi ve hatta ziyaretçiler bile katılabilirmiş. Dahası, sıradan kişilerin sayısı uzman kişilerden kat kat fazlaymış. Galton, yarışma sonrası kağıtların hepsini toplayıp tahminlere göz atmış. Yarışmada sergilenen öküzün gerçek ağırlığı 543 kg. iken yarışmaya katılan 800 kişinin tahminlerinin ortalaması 542 kg. çıkmış. Uzman olmayanların çoğunluğu oluşturduğu bu topluluk, öküzün gerçek ağırlığını bir kg. kadar bir yanılgı ile bilebilmiş. Galton, bu deneyi defalarca tekrarlayarak şu gerçeği görmüş ki, “konuyla alakasız olsalar bile kitlelerin de bir fikri-kanaati-tahmini vardır ve bu ölçü doğruya işaret etmektedir.”
‘Öküzün ağırlığı yarışması’ James Surowiecki’nin ‘The Wisdom of Crowds’ (Kitlelerin Bilgeliği) kitabının başlarında anlatılan bir anekdot. Bu kitapta üstünde durulan Kitlelerin Bilgeliği teorisine göre, ‘çok sayıdaki çok bilmeyen kişinin bilgisi, az sayıdaki çok bilmiş kişinin bilgisinden daha üstün’ olabiliyor. Kitleler gerçeği görebiliyor. /…./ ‘Kitlelerin bilgeliğine kolektif akıl, halkın sağ duyusu gibi isimler de veriliyor. Ancak gerçekleri görmenin, kitlelerin bilgeliği teorisinden yararlanmanın bazı şartları var. Aksi halde teori işlemiyor, tahminler tutmuyor. Önce çeşitliliğe izin vereceksiniz.; fikir, inanç, bilgi ve bakış açılarında farklılıklar çok olacak. Sonra tam bir fikir özgürlüğü sağlayacaksınız; kimse kimsenin fikrini, düşüncesini, inancını ezmeyecek, aşağılamayacak. Üçüncü olarak da görüşleri, fikirleri, oyları toplarken dürüst olacaksınız; hata yapmayan bir bilgi toplama yöntemi kullanacaksınız. Ancak o zaman kitlelerin bilgeliği ve halkın sağ duyusu, asıl ödülleri asıl sahiplerine teslim edebiliyor.
‘Sürü psikolojisi’ olarak ta bilinen ‘kitle psikolojisi ise başka bir şey. Bir hamleyle az’ın çoğa hükmetmesi, baskın çıkmasına yol açıyor. Kişinin, kalabalıkların gürültüsüne ve büyüsüne kapılıp kendi öz fikir ve tercihlerini serbestçe ortaya koyamaması,…./ “ Evet, toplum sağ duyusunun yani toplum bilgeliğinin iyi işleyebilmesi için bilgi yönünden aç bırakmamak, eksik bırakmamak, yanıltmamak ve düşünce yönünden özgür bırakmak gerek.

Kısa bir tur.
“ Münih üniversitesindeki Alman dostlara ‘Anadolu da bin yıllık Türk –İslam medeniyeti’ adını verdiğim özel arşivimin slayt programını anlatıyorum” Merhum Tarihçi, Gazeteci-Yazar İlhan Bardakçı, (Tarih ve Medeniyet dergisi mart 1994 sayısında) böyle söze başlıyor ve devam ediyor. “ /…./ Türk-İslam “Ana”sının madde ve mana temeli üstüne bina ettiğimiz içtimai harikuladeliğimiz….
Kayseri Gevher Nesibe Hatun şifahane ve üniversitesinin tam 700 yıldır fasılasız süregelmiş eğitim ve tedavi azameti… Bunları ve daha nicelerini anlatırken, bakıyorum da, bir Alman doçent hanım, Germen ırkına has kendini beğenmişlik ve başkalarını küçümsemenin nadan hendesesinden huruç edercesine konuşuveriyor.
- Herr Bardakçı, nasıl olmuş da bizler bu medeniyet bahçesinden bu güne kadar habersiz kalmışız?
Dudaklarımda beliren hüzünlü kıvrılışı, kendi mantığı içinde tercüme edemiyor olmalı. Diyemiyorum ki:
- Hiç tasa etmeyin, şimdilerde artık bizim bile haberimiz olmuyor kendi medeniyet gülistanımızdan… Diyemiyorum ki…
Tarihsiz bir medeniyet ve medeniyetsiz bir tarih. İkisi de mümkün değil. Birini diğerinden mahrum ederseniz, milletler sadece ‘insan kalabalıkları’ haline dönüşüveriyorlar. Ne var ki ‘kalabalıklaşma’ nın o hakir zilletine uzanan bir yol daha var. Tarihini unutmak ve medeniyetine biganeleşmek. /…../ Teşhis bu ise tedavi nedir? /…./ Aksaray’dan Nevşehir e kıvrılan yola vurdunuz mu, on sekiz km. ötede, sağ tarafta karşınıza dev bir harabe çıkar. Ağzı Karahan Kervansarayı derler adına. Kitabesinde Selçuklu Sultanı Mes’ud un veziri tarafından yaptırıldığı yazar. 1237 senesinde temeli atılmış. 1244 te Cihan Devletimizi baştan başa saran Kervansaraylar arasına katılmış. Mimari dehamızın delillerinden birisidir. Elli odası var. Her odada soğuk sıcak klima tesisatı, musluklarından akan sıcak- soğuk suyu ve de ‘serpmece’si ile… Günümüzde artık, pazardan patates ve soğan alır gibi ‘duş almaktayız…’ Paris’teki müzede okumuştum! Duş almaya o zaman, harikulade Türkçemizin deyimi ile “serpmece” denirmiş. Türk mimarisine has kapısından girip sağ tarafa döndünüz mü , on metre ileride yanlamasına oturtulmuş blok taşların arasında loş bir köşe vardır. Ağustos sıcağında bu bölümde onbeş dakikadan fazla kalabilmenize imkan yok. Burası Kervansarayın buz dolabı. Koyunu çengelliyorlar, on gün bozulmuyor. Daha sonra yapılan ve yaz mevsiminde serinlik ve kış ayazında sıcaklığını hayretle soluklandığımız Kapalı Çarşılarımızın çıkış noktası gibi. Hamamı yıkılmış. Ortada nefis silueti ile bir mescit kalıntısı. Enkazından hala sala’lar verir gibi…
Bir mukayese. Yıl, 1244. Onüçüncü yüzyılın henüz ortası bile değil. Historia dergisi o yıllarda ortanın kuzeyindeki Avrupa’da okuma yazmanın bilinip bilinmediğini, batılılara mahsus bir tarafsızlıkla inceleyip duruyor… Oysa varsayınız ki, kervan sahibi Ahmet Ağa, mallarını satıp, diyar-ı Arap’tan dönüşte bu hana konuk olmuş. Yanında beş kese altını var. ‘Han Ağa’sına emanet ediyor. Bu günkü beş yıldızlı otellerdeki emanet kasaları misali. Ama dikkat ediniz lütfen. 1244 yılında Avrupa’nın büyük kısmında alfabe yi sökenlerin sayıları tartışılırken, Ağzı Karahan’ın Han ağası emaneti alır almaz teminat senedi veriyor. Bu günün dili ile, sigorta poliçesi. Kervansaray bir saldırıya uğrar ve Ahmet Ağa parasını kaybederse Konya ya gidiyor. Selçuklu maliyesi yağmalanan serveti sahibine ödüyor.
Aradaki farkı Alman dostlarıma soramıyorum:
- Hangimiz daha medeni imişiz ? diye…
Sükutları dile geliyor. Unuttuğumuzu söyleyemiyorum kendilerine… Unutkanlığımızı hangi kelimelerle mühürleyeceklerinden korkuyorum.
700 yıllık üniversite. Avrupa’nın şu veya bu şehrindeki bir üniversite, 400. kuruluş yılını kutlamak üzere bizleri de davet ediyor. Salona sebilhane bardağı gibi sıralanıp alkış tutuyoruz…
Kayseri,ye Selçuklu Sarayından gelin gelen Gevher Nesibe Hatun şehre hayrat yapmayı ister. Bimarhane ya da şifahane yükselir. Yıl, 1206. Tam 1908 yılına kadar tam yedi asır hastane ve tıp medresesi olarak hizmet vermiş. Daha sonra 1492’de ikinci Bayezıd’ın Edirne de inşa ettirdiği Bimarhane, aynı yolda bir başka gurur abidesi. O tarihte Avrupa’nın Jezüit mezhebi papazları, akıl hastalarını doktorların elinden zor kurtarmışlar ! Avrupa’nın inanışına göre akıl hastalığı şeytani bir illettir ve insana nefsani zaaflarından dolayı musallat olur. O halde bu şeytanı kovalamak için, erkek ve kadın ruh hastaların cinsel uzuvları akkor haline getirilmiş demirlerle dağlanır. Yol bu. Gevher Nesibe Hatun’un ve İkinci Bayezid’ın hastanelerinde ise hastalar musiki, su sesi ve çiçek varyasyonları ile şifaya ulaştırılır. Aradaki medeniyet farkı...
İki sene evvel gazetelerimizde çıkan haberi hatırlayacaksınız: Üç Avrupa üniversitesinde akıl hastalarının su sesi, musiki ve çiçeklerle tedavisine başlanıldığı yazılmıştı. Elçilikte görevli bir dostum haberi görmüş, heyecan içinde okuyup okumadığımı sordu ve ekledi:
- Batılı medeniyet nelere kadir oluyor İlhan?
Çevremiz kalabalıktı. Diyemedim, anlatamadım ve söyleyemedim ki… Kimin kimi medeniyet merdiveninin bir üst basamağından seyrettiğini hükme bağlamak için, çok şeyi unutmuşuz gibime gelir.
Kadına saygı ve hak. Dortmund’daki bir başka üniversite salonunda, beyin cerrahı bir hanım profesör. Kibar ama ateşli. Hala buralarda güncelliğini koruyan bir konuya değiniyor:
- Sizde kadınların yaşama hakkı neden ortaçağ esaretinin yeniden canlanışı gibi… Kadına saygı ve kadın haklarını ne zaman, içine girmek istediğiniz Avrupa anlayış düzeyine getireceksiniz?..
Kadıncağız haklı. Daha bir hafta evvel Stuttgart’ta yapılan bir seminerde galiba biraz fazla Almanlaşmış bir Türk kadını ‘ kendilerinin esir ve Avrupa kadınının düzeyine hasret kaldıklarını’ söyleyivermişti. Kökünün ihtişamını, tarih ve medeniyetinin semaya yükselmiş musikisini unutmuş olan bu hanım adına cevap vermek gerekti:
- İlk haçlı seferleri 1095’te başlamış. Bir milyon çapulcu,senyörleri,prensleri, hırsızları, katilleri, işsizleri ile Kudüs yoluna baş vermişler. Hazret- i İsa’nın mezarını Müslümanların elinden kurtaracaklar. Yalan. Asıl hedef, karanlık ve açlık içindeki Hıristiyan Avrupa’ya, Anadolu’nun ve Doğu’nun ışıklı medeniyetini yağmalatmak. İçlerinde yüzellibin’den fazla da kadın var. Kadınlarını getiremeyip geride bırakanlar, eşlerinin namuslarından emin olabilmek için ‘bekaret kemerleri’ yapmışlar. Anahtarları ceplerinde. Kadının ailesine sadakati bir bekaret kemerinin hicabına terkedilmiş. Oysa bu haçlı statüsünü Anadolu da karşılayan 1. Kılıçarslan, hem hükümdar hem kadı. Cuma günleri siyaset meydanında dava görüp karar veriyor. Birisini idama mahkum ettiği zaman siyasi otoritenin de temsilcisi olarak onay veriyor… Ceza infaz edilebiliyor mu? Ne münasebet. Hem adaletin, aynı zamanda siyasetin de hakimi olarak verdiği kararın infaz edilebilmesi için yanındaki sedirde, tahtta veya minderde oturan Hatun Sultan’ın kocasının kararına ‘evet’ demesi gerekiyor. Sordum: Hangi dünyada kadına saygının böylesine zirvesine çıkılabilmiştir?
Ya bizim cevabımız var mıdır? Nelerimizi unutmamışız ki, inkar etmemişiz ki… /…./ ‘Türk Edebiyatı! Dergisine yazmıştım. Avrupa’nın edebiyat ve tarih dergilerinde daha hala Hugo’nun, Byron’un, Goethe ve Schiller’ in bilinmeyen tarafları araştırılıyor. Beethoven’in müzeleşmiş evinde, günlük hayatının açığa çıkmamış kesitlerini tesbite uğraşıyorlar. Van Gogh’un bir mektubu bizim paramızla bir milyar liraya [bugün için bin ytl.] satışa sunuluyor. Bir Dede Efendi, o muhteşem bestelerini hangi ilham sonrası nasıl kağıda geçirdi? Bir Haşim, Yahya Kemal, Faruk Nafiz ve diğerlerinin özel hayatları, mektupları, hislenişleri, hiddetleri ve saadet dolu günleri… Yoklukları, sancıları, kıskançlıkları.. Yani medeniyetimizin bu parçalarının insan olarak, o medeniyetin ve tarihin inşaındaki insani soluklanışları.. Nerede araştırmacılarımız?.. Niçin bu suskunluk? /…../. “
Yazıma bir başka örnek daha katmak istiyorum. “ 16.yy. son çeyreğinde İstanbul çok önemli bir bilim olayına sahne oldu. İslam ülkeleri ve doğuda kurulmuş olan rasathanelerin sonuncusu faaliyete geçti. /…../ Selçuklu sultanı Melikşah’ın 1074’te inşa ettirdiği rasathaneden başlayarak Türkler 1260 yılında Nasireddin Tusi’nin kurduğu Maraga rasathanesi, Gazan Han’ın 14.yy.ın sonunda kurdurduğu Tebriz rasathanesi, ve Timur’un torunu Uluğ Bey’in 1420’li yılarda Semerkant ta kurduğu rasathane gibi önemli astronomi çalışmalarına sahne olan bilim merkezleri oluşturmuşlardır. /…./ Belirli bir binada sürekli çalışmayı ve kurumlaşmayı gerektiren rasathaneler, gelişmiş teknik aletlerin bulunduğu, dönemin en ileri teknolojisinin uygulandığı yerlerdir.” (Skylife,18.yıl, sayı 192, syf.36)
Mevlana hazretlerinin bir sözüyle bitirmek istiyorum yazımı. “Ne kadar bilirsen bil, anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır.”



Yorum Sizin
Yazı Sahibi
Erol Güldiken
Erol Güldiken tarafından 28.2.2008 tarihinde eklendi 448 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Yorum Sizin isimli yazı, Erol Güldiken tarafından 28.02.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Muzaffer Akçay yazıyı tebrik etti...
Sayın Güldiken,Sizin gibi aydın insanlara çok ihtiyaç var. Yazılarınızın daim okuyucusuyuz. Saygılar.(Lokman Sarıca-)


04.03.2008 tarihinde yorumlandı.

Hocam sayglar....


01.03.2008 tarihinde yorumlandı.


Kasım
17
Aydınlığa Doğru
Rasim CanbolatTarihsel Makaleler • 63 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Kasım
14
Genetik Parmak İzi
Zeynep AkıllıTarihsel Makaleler • 57 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
13
Piri Reis Gökbilimci mi? Falcı mı?
Zeynep AkıllıTarihsel Makaleler • 58 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
8
Kasım
7
Johannes Brahms ve İncelik
Zeynep AkıllıTarihsel Makaleler • 53 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
4
Düşüncenin Efendisi
Erol GüldikenEğitim Makaleleri • 425 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ekim
31
Teşekkür
Erol GüldikenHayata Dair Denemeler • 182 kez okundu. • 17 kez yorumlandı.
Ekim
29
Adam Gibi Adam Olmak
Erol GüldikenHayata Dair Denemeler • 423 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Ekim
27
Çocuklara Bakarken
Erol GüldikenHayata Dair Denemeler • 366 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Ekim
21
İnsan İlişkleri
Erol GüldikenEğitim Makaleleri • 423 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Nisan
18
Sanat ve Zanaat
Erol GüldikenEğitim Makaleleri • 7183 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
11
Dostluk
Erol GüldikenHayata Dair Denemeler • 1974 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Şubat
23
Klasik Türk Müziği
Erol GüldikenEğitim Makaleleri • 1592 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
17
Yakamoz (gerçek Bir Hikaye)
Erol GüldikenYaşamdan Hikayeler • 1193 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Kasım
10
Sağlıklı Toplum ve İletişim
Erol GüldikenEğitim Makaleleri • 1154 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Yorum Sizin, Yorum Sizin makalesi, Yorum Sizin makale, Yorum Sizin nedir?, Yorum Sizin hakkında bilgi, Yorum Sizin makaleleri, Erol Güldiken makaleleri, Yorum nedir, Yorum makalesi, Yorum makaleleri, Sizin nedir, Sizin makalesi, Sizin makaleleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Canlı Yayında )
Deniz İlker Toker İstek Paneli
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
İzmir`in Kavakları

Erol Sunat
Öğretmen Sevgiden İbarettir

Sezer Nişancı
Şiir Gibi

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : MPAA | Mortgage | Mortgage Loans | Loans | Loans | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul