Yunan Generali Trikopis Nasıl Teslim Olmuştu?
başkomutanlık meydan savaşının en kanlı dakikaları gelip çatmıştı. vakit öğleden sonra saat dört sularıydı. dumlupınar istasyonuna birkaç kilometre mesafedeki adakale mevkiinde cehennemi bir savaş, bir milletin kaderini tayin etmek üzereydi. her taraf yanıyor, her taraf gürlüyor, gökten ölüm saçan mermiler, şarapneller yağıyordu.
günlerden beri devam eden savaşın artık son saatleri gelip çatmıştı. nitekim çok geçmeden her türlü düzenden uzak bir insan sürüsü gerilerdeki ormanlık tepelere doğru kaçışmaya başladı. bunlar yunan askerleriydi. her geçen dakikayla beraber savaş daha da şiddetleniyordu. türk topçusunun hemen her atımı iyi bir isabet kaydediyor, her gürleyişle beraber yunan ordusunun can damarı sayılacak yerlerine telafisi imkansız silleler iniyordu. yunan topçusu ateş edebilecek duruma geçebilse bile bir iki dakika içinde yeniden susturuluyordu. üstelik yunan ordusunun taşıt araçları da büyük öhçüde tahribe uğramıştı.
yunan komuta heyeti bu durum karşısında acele bir karar vermek zorunda kalmıştı. ordusu savaşamaz hale gelmiş, üstelik etrafı da türk ordusuyla çevrilmiş bir halde bulunan yunan generali trikopis bu cehennemden nasıl kurtulacağını şaşırmış durumdaydı. bütün yollar kesilmiş, her taraf tutulmuştu. uşak la temasa geçmek de bu şartlar altında hemen hemen imkansız gibiydi. her geçen dakikayla beraber yunan ordusundaki zayiat daha da fazlalaşıyordu, o kadar ki generalin yanındaki yüksek rütbeli subaylardan dahi yaralanıp ölenler olmuştu.
vakit ilerliyor, türk kuvvetleri baskılarını arttırmakta devam ediyorlardı. saat akşamın yedisine gelmişti ki yunan ordusundaki başı bozukluk daha da arttı. erler bulundukları yerleri terkediyor, gerideki sırtlara doğru kaçışıyordu. akşam bastırmak üzereyken, general trikopis karanlıktan faydalanarak orduya bir çekidüzen vermek için son bir teşebbüse geçti. fakat yaptığı bütün teşebbüsler hiçbir netice vermiyordu.
havadan yağan amansız ölümün altında hiç kimseye emir vermek mümkün değildi. subayları bile emirleri umursamıyor, yakınlardan geçen erler, sayıp söğerek küfrediyorlardı. general çaresizlik içinde bütün bunları duymamazlıktan gelmek zorundaydı.
sonunda general de erleri gibi bir dağ patikasından gerilere doğru kaçmak zorunda kaldı. o, bu yolun kendilerini uşak a götüreceğini sanıyordu, ama bunda aldanıyordu, zira türk süvarileri bu yolu çoktan tutmuşlardı. biraz daha dayanabilseler, belki bu sıkışık durumdan kurtulacaklardı ama bu şartlar altında hiç imkan görülmüyordu. hiçbir yunan erinde silahını kullanacak kuvvet ve cesaret kalmamış, hepsi bezginlik içinde bu cehennem meydanından uzaklaşmak için koşuyordu. murat dağı üzerinde emin bir yer bulunmadığı için, bu kaçış gece yarısına kadar sürdü. kaçanlar ancak iki saat kadar mola verebildiler, fakat korkudan hiçbirinin gözüne uyku girmemişti.
general trikopis gerçekten çok zor durumda kalmıştı, emrindeki on bin kadar askerin ihtiyaçlarını karşılamak şu anda imkansızdı. bunca insan çam kozalağı yiyerek karnını doyuramazdı ya...
bunun için trikopis o gün olduğu gibi geceleyin de yürüyüşüne devam etti. askerin itaatsizliği daha da artmıştı. erler kendilerini bu hale koyan subaylarına küfrediyor, verilen emirleri artık dinlemeyeceklerini söylüyorlardı. subaylar da erlerinin başına gitmeye cesaret edemez olmuşlardı.
o akşam trikopis e gelen bir haber yunan ordusunun durumunu daha da zorlaştırdı: türk orduları uşak ı ele geçirmişlerdi. bu şartlar altında da uşak istikametine doğru ilerlemek hiç de akıllıca bir iş olmayacaktı. zira general trikopis türklerle bir kere daha karşılaşmayı hiç göze alamıyordu. 200.000 kişilik ordusundan kala kala ancak on bin kadar er kalmıştı. bu kadar az bir kuvvetle türkler in üzerine yürümek gerçekten büyük çılgınlık olurdu!
fakat çok geçmeden gelen yeni bir haber yunanlıların daha da telaşlanmasına sebep oldu. gözcüler türk süvarisinin 1.500 metre yakınlarında bulunduğunu haber vermişlerdi! onların gerisinde de 3.000 kişilik bir piyade kuvveti geliyordu.
trikopis bu durumda hiçbir şey yapamayacağını anlamıştı. teslim olmayı belki o da istemiyordu ama, durumu gerçekten ümitsizdi, çünkü yunan erleri türkler e karşı savaşmayacaklarını, gerekirse silahlarını kendi subaylarına karşı kullanacaklarını bağırıyorlardı. yunan erleri subaylarını yakalayıp önce onları türkler e teslim edeceklerini söylüyorlardı. esasen erler, komutanlarının emirlerini beklemeden beyaz bayrakları çekmişlerdi bile..bu durum karşısında erlere söz geçirmenin imkansızlığını anlayan trikopis de ordusuyla beraber teslim olmaya karar verdi.
üzerindeki tabanca, dürbün gibi eşya ve silahları alındıktan sonra atına bindirilen general trikopis, büyük komutanlara sevkedilmesini rica ediyordu. bu arzusu yerine getirilmek üzere yola çıkarıldığı zaman başkomutanlık meydan savaşının son mermileri de atılmış bulunuyordu. böylece türk orduları, anadoludaki yunan kuvvetlerini kesin olarak savaş alanından silmiş oluyordu.
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :