Yüreğim Dolu Sesinle
Üzerimden geçen yıllar, parmaklarımdan, damarlarımdan, ruhumun patikalarından devrilip geçen yıllar. Sesler, onca, yüzce, bince farklı ses, en çok hıçkırıklar boğdu beni ve en çok onlar sağır etti.
Türküler dinledim, kısa dalga yayınından değil belki ama tüm yarışmaların tek yıldızından. Mahsuscuktan ağlardım benim yıldızımdan türküler dinleyeyim diye ve gerçekten ağlardım o ses yok diye.
Düştüm, ilk adımımda daha. Oysa ilk düşmem ne mutlu imiş ve ne hafif, ağır düşmelerden sonra. Uçurum kenarlarına geldim, beni kendine çeken, içine çeken hülyalar, bırakacağım kendimi, arkamdan çağıran olmasa.
Ellerim, ne çok küçüktüler ve ne büyük işlerin peşine düştüler. En büyük işim, çamurdan araba yapmaktı ve ne yazık her arabam, akşam olunca dışarıda kalırdı. Kaçardım bazen, nereye olduğunu bilmeden ve bu bilmezlikle kaçtığım o yere dönerdim ve dönüşümle ne muhteşemdim.
Koşardım saatlerce ama bir saat ne kadar sürerdi bilmezdim ve bu saatlerden dolayı hep acı çekerdim. Kırık bir çemberim vardı, demirden ve demir gibi sokak çocukları, şimdi nerdeler bilmediğim. Her akşam biraz daha diretip, karanlıklardan gelen sese yenildiğim, üstüm başım toz duman, birazda korkarak uçarak geldiğim sesine.
Yazdıklarımdan ve yazamadıklarımdan nedamet duyup, birkaç dize şiir okurken sanki sesinle konuşuyorum, bana ait olmayan sesimle. Kalemim kırık kalmış bir köşede, kitaplarım tozlu, yarım cümlelerle yazdığım günlüklerim sırra kadem basmış, durgunum.
Yenilmişim bazen ve yendiklerime üzülmüşüm, kime kızmışsam ve haykırmışsam, o ses yankılanmış kulaklarımda, yine dönmüşüm içime, ruhumun derinliklerine. Mağlup olanlar var, mazlum olanlar, başım tam öne eğilecek, yine o ses, şimdi susma.
Hayat dediler, güçlü olanda var, bu güce karşı çıkacakta. Ne yanda kalayım, güç nedir, güçlü mü olayım, yan mı olayım? Sorular savaş açtı tüm silahlarıyla, beyaz bayrak çekeyim dedim, sesini bekledim, iyi ki beklemişim, hak dedi, iyi dedi.
Aç kaldığımız oldu, susuz bazen, yollar yürüdük aczimizle, dizlerimizde derman gözümüzde fer tükenmiş, geriye dönmek ne mümkün, gemiler yakmışız, sebep dediler, aşkımız. Aşkı kapıda bıraktık, nefreti hatırlattı ses, haklıydı.
Kaybolduk, bulunmak değildi niyetimiz, bulduk, kaybetmek bitişimiz.
Pusulamız nereyi gösterir?
Kılavuzluğuna zaten alışkınız, sesin olmadan yalnız kalışımız.
Ömür törpülerin olduk belki ama sesin törpüledi bizi.
Yüreğimiz dolu sesinle,
Anne.