Yüreğinin Götürdüğü Yere Git Kitabını Tahlil Denemesi
1.ROMANIN KONUSU
1910’ların İtalya’sında zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelme şanssızlığını yakalamış bir kızın – Olga’nın – aile ortamında, okul ve ilk gençlik yıllarında, evlilik hayatında yaşadığı mutsuzlukların, sıkıntıların toplumsal ve bireysel bir düzen/düzensizlik olgusu içinde nedensellenerek araştırıldığı ve anlatıldığı bir mektup-romandır.
2. ROMANIN ÖZETİ
Romanın başkişisi Olga, 1910’da İtalya’da doğmuştur. Zengin bir ailenin çocuğudur. Annesinin unvan ve yüksek sosyete takıntısı ve babasının umursamazlıkları yüzünden çocukluğu kötü geçmektedir. Zaten kendini bildiğinden beri içsel bir anlamsızlık ve boşlukta duyumsayan Olga, çevreye uyum sağlamak adına hayatının çocukluğunun mahvedilmişliğinde ezilmektedir.
Olga, bu mutsuz çocukluğun arkasından gelen ilk gençliğinde dünyayı tanıma merakına eklediği düz lise okuma isteğini zorla da olsa kabul eden babasının, daha sonra üniversiteye karşı çıkmasıyla baltalanır ve tam olarak bir içsel yolculuğa dönüşür.
Toplumun genel geçer kurallarından, aile içindeki durumunu ve olguları ( büyüklere saygı, küçüklere sevgi, yemek yeme biçimi; çocuğun annesine ve babasına karşı görevleri, ödevleri vs. ), insanları hayatları boyunca boyunduruğu altında tutan din ve cinsellik kavramlarını sürekli eleştirmiş ve sorgulamıştır. Ancak bu sorgulama, onu yanıt bulmaktan çok yeni sorunlarla daha da önemlisi “yalnızlıkla” karşı karşıya getirmiştir.
Gençlik yıllarının arkasından gelen yetişkinliğe geçiş döneminde de yine annesinin, babasının yersiz ve saçma sayılabilecek davranışlarından dolayı ( Bu davranışları toplumsal etkenlerle anne ve babanın çocuk üstünde kurmaya çalıştıkları baskıya bağlayabiliriz. ) her zaman yalnızdır Olga; yalnız ve mutsuz.
İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı sırada dünya ile aynı talihi paylaşmıştır Olga; Sıkıcı ve yaşanılmaz bir hayata başlamıştır: Augusto adında bir tüccarla evlenmiştir. Evlilikleri Augusto’nun böcek merakı yüzünden ve ruhsuzluğundan dolayı Olga için çekilmez bir hal almıştır. Gittikçe sağlığı kötüleşen Olga babasının ve kocası Augusto’nun ısrarlarıyla kaplıcalara tedavi için gider. Burada tanıştığı Ernesto, Olga’ya yeni bir yaşamın kapılarını, aşkın kapılarını açar ve Olga kaplıcalardan döndüğünde çoktan değişmiştir.
Ernesto, Olga’nın sevdiği tek erkektir. Olga, sevdiği erkeğin çocuğuna hamile kaldığında İkinci Dünya Harbi bitmiştir. Olga mutluluğunun zirvesine yaklaşmışken de, Ernesto’nun bir kazada ölür. Olga, dört yaşındaki kızı İlaria’yla birlikte gittiği Adriyatik tatilinden Aquila’ya geri döner.
Harp sonrası annesini kaybeden Olga, hayatının ikinci büyük boşluğuna düşer. 1960’ın ikinci yarısında kocası Augusto kalp krizinden öldüğünde İlaria on yedi yaşında
İlaria, büyümüş ve üniversiteye gitmiştir. İlaria öğrencilik yıllarında siyasal faaliyetlere karışmıştır. İlaria, annesi Olga’dan daha beter bir yalnızlıkta hissetmektedir kendini. Olga kızının savruluşuna engel olamaz. Kızıyla arasında sürekli bir sürtüşme vardır. Bu sürtüşmeleri kuşak çatışması olarak adlandırmak yetersizdir.
İlaria, Türkiye’de yaptığı tatilden hamile olarak döner.
Psikolojik bunalımlarından kurtulmaya çalışırken içinden dönülmez bir yola giren İlaria, gerçek babasının Augusto olmadığını öğrendiği gün bir kaza geçirir ve ölür. Arkasında ise küçük bir kız bırakmıştır. Olga, torunuyla yaşamaya başlar.
Torunu büyür. Aquila’daki evde yaşamaya başlamıştır. Augusto ölmüştür. Olga’ya tüm geçmişinden hatıra olarak tek kalan torunudur. Onu iyi yetiştirmeye, onun sorunlarını anlamaya ve çözümlemeye çalışmasına rağmen, torunu ninesine karşı tam bir umursamazlık ve küçümseme içindedir. Liseyi bitirdikten sonra da seksenine merdiven dayamış ninesi Olga’yı öylece bırakır ve Amerika’ya gider.
3. ŞAHIS KADROSU
OLGA
Romanın başkişisidir. Mektupları kaleme alan kişi. Seksen yaşına yaklaşmış bir kadın olan Olga, mektupları yazarak kendini terk edip gitmiş olan torununa bir vasiyet olsun, arkasında bir iz kalsın diye yazmıştır.
Kadınlığın-erkekliğin nedenlerini, toplumsal kurumlar içinde kadının yerini, kadına verilen görevleri ve yükümlülükleri eleştiren bir tutum sergilemiştir.
OLGA’NIN TORUNU
İlaria’nın kızı. Değişen dünya düzeninin çarpıklaştırdığı yeni nesil insanın romandaki karşılığıdır. Psikolojik sorunları olan bunalımlı bir kızdır. Ninesine sevgi duymadığı gibi saygı da duymuyordur. Liseyi bitirdikten sonra da ninesini terk ederek Amerika’ya gider.
İLARİA
Olga’nın kızı. Augusto’nun böcek merakından dolayı mutsuz bir evlilik süren Olga’nın tedavi için gittiği kaplıcalardaki doktordan hamile kaldığı çocuk.
Olga, İlaria’nın Augusto’dan olduğuna herkesi inandırmıştır. İlaria yetmişli yılların özgürleşme ortamında savrulup gidenlerin bir örneğidir.
ERNESTO
İlaria’nın gerçek babası. Olga, tedavi için kaplıcalara gittiğinde tanıştığı bu doktordan çok etkilenir. Gerçek aşkı Ernesto’da bulur.
Ernesto, dinle alakası olmayan biridir. Hatta din olgusuyla ilgili olarak insanların baskı için uydurdukları masallara inanmanın aptallık olacağını belirtmektedir. Trafik kazasında ölmüştür.
AUGUSTO
Tüccar. Trieste’ye, Olgaların evine iş ziyaretleri için gelip giderken Olga’yı beğenir ve onunla evlenir. Böcek meraklısı biridir; böcek koleksiyonu vardır. İlaria’yı hep kendi kızı olarak bilmiştir. Tek düşündüğü işleridir: Parayla pulla ailede mutluluğun olabileceğini sanan budala tüccar tipi.
ADA
Augusto’nun intihar ederek ölen ilk karısı. Olga için hep bir sır olarak kalmıştır.
BUCK
Köpek. Olga’nın torunun beş yaşlarındayken köpek bakım evinden aldıkları köpek. Torunu Amerika’ya gittiğinde ondan kalan canlı tek varlık odur. Bazen insanla ilgili eylemlere özne olarak yansıtılmıştır. Romanın önemli bir figürüdür.
MARTA
Romanda sadece bir yerde geçmektedir. Olga’nın arkadaşıdır.
BAY RAZMAN
Olga’nın komşusudur. Olga, bahçede yüzükoyun düşüp kaldığında yardım etmiş, onu hastaneye götürmüştür. Ayrıca yine karısıyla birlikte Olga hastalanıp eli tutmaz olduğunda ona gündelik işlerinde yardım etmiştir. İyi komşu figürü.
BAYAN RAZMAN
Bay Razman’ın karısı. Olga’ya yalnızlığı unutturmaya çalışır. Her gün ziyaret eder. Ayrıca torununun sorumsuzlukları hakkında Olga’ya tesellide bulunur. İyi komşudan fazla olarak dert ortağı sayılabilir.
PAPAZ
Dinsel bir figür olarak kullanılmasının yanında içinin ve sözlerinin boş olmasına dikkat çekilir. Göründüğü gibi olmayan, gereksiz insandır.
PSİKANALİST
İlaria’nın tedavi olmak, psikolojik sorunları aşabilmek için gittiği psikanalist doktor. Bu doktor, İlaria için o kadar önemli olmuştur ki tüm hayatını o doktora göre yönlendirmeye başlamıştır. Ancak bu psikanalistin sadece hastalarını kandırıp onları dolandıran bir şarlatan olduğu ortaya çıkar. Yanlışlık olgusunun psikanalize edilmiş figürüdür.
4. MEKAN
OLGA’NIN ÇOCUKLUĞUNU GEÇİRDİĞİ EV
Trieste’dedir. Köşk tipinde bir evdir. Bahçelidir.
KUTSAL YÜREK OKULU
Trieste’de öğretmenliğini rahiplerin yaptığı dini bir okul. Olga, rahiplerin tutumlarından dolayı bu okuldan her zaman nefret etmiştir.
MEKTUPLARIN KALEME ALINDIĞI EV
Ev Aquila kentindedir. Evi kocası Augusto bulmuştur. İlk gördüğünde hiç beğenmiştir. Uzun yıllar bu evin kendisinin olduğuna inandırmaya çalışmıştır. Daha sonra zorla olsa kabullenmiştir: “Ailemin varlığı onun bu duvarlarıyla özdeşleşti, bu düşünceyi benimsemeliydim.”
Evine düşkündür. Bu ev Olga için yaşadığının bir kanıtıdır.
EVİN BAHÇESİ
Çiçek tarhlarıyla dolu, süslü ve büyük bir bahçedir.
MUTFAK
Kapalı mekanlardan diğeridir. Romanda geçmişte yaşanan güzel bazı anıların mekanı olarak karşımıza çıkmaktadır.
TRİESTE
Olga’nın çocukluğunu, ilk gençliğini geçirdiği yani Augusto’yla evlenene kadar yaşadığı kenttir.
AQUİLA
Olga’nın son elli yılını geçirdiği kent. Mektupların da kaleme alındığı şehirdir.
İSTRİA BURNU
Trieste’dedir. Torunuyla birlikte yaptığı gezilerin diğer bir mekanıdır.
MONRUPİNO KAYALIKLARI
Torunuyla birlikte gezmeye gittikleri bir yerdir.
PORRETTE
Olga’nın tedavi için gittiği, kaplıcalarıyla ünlü bir kent.
FERRARA
Ernesto, karısının bir çocuğu daha olunca kaplıcalardaki mevsimlik doktorluğunu bırakmış ve bu kente gelip özel bir muayenehane açmıştır.
MONTAVA
Olga’nın Ernesto’yla buluşmayı kararlaştırdıkları kent. Ancak Ernesto’nun ölümüyle bu buluşma gerçekleşmemiştir.
ADRİYATİK KIYILARI
Olga, İlaria birkaç yaşındayken birlikte tatil için buraya gelmiştir.
YUNANİSTAN
Olga’nın kızı İlaria’nın psikolojik sorunlarından kurtulabilmesi için birlikte tatile gitmeye karar verdikleri, ancak daha sonra İlaria’nın ani bir kararla Padova’ya gidince Olga’nın tek başına gittiği yerdir.
PADOVA
İlaria’nın üniversiteyi okumak için gittiği şehir.
5. ZAMAN
Burada romanda anlamamız ve dikkate almamız gereken nokta, yaşlı bir kadının son günlerinde torununa yazdığı mektuplarda yer alan yaşam öyküsü ise romanın zamanı, 1910’larda başlayan ve 1990’lara dek süren bir zamandır. Ve bu zaman dilimi tam anlamıyla Olga’nın yaşam öyküsünü kapsayan bir zamandır. Yaşlı bir kadının öz yaşamını dile getirdiği bir roman olması nedeniyle roman zamanının “geçmiş zaman” olduğunu söyleyebiliriz.
Romanın mektuplardan oluştuğunu belirtmiştik. Her bir mektup kaleme alındığı andan bir vasiyet gibi terk edileceği ana dek içinde bulunulan günün tüm yönlerini “şimdisiyle” işlemiş olmasına karşın mektupların bir “beraat” istemiyle geçmişten bahsediyor olması, aynı satırlar içinde bile hem dünün hem de bugünün yan yana işlenmesine zemin hazırlamıştır.
Roman iki zamanlı bir kurgudan oluşmuştur:
a) Biri mektuplarda anlatılan olayların yaşandığı geçmiş günlerdir. Buraya bir mim koymak gerekir; çünkü Olga, geçmişte yaşadıklarını torununa anlatmak istemiyle yazmıştır bu mektupları. Geçmiş olgusu mektupların var oluş nedenidir, denilebilir.
b) Diğeri mektupların kaleme alındığı zaman dilimidir. Bu mektupların yazılış sırasında da bir parçalanma vardır: mektuplara bir yahut birkaç gün öncesinden başlandığı halde yazarken içinde bulunulan zaman da işlemiş/yansıtılmıştır. Bunu yaparken de şimdiki zaman hareketliliğini taşıyan bir dil kullanılmıştır. Olga’nın, mektupları yazdığı sırada, Buck’un hareketlerini, o an bahçede yahut evde gözlemlemekte olduğu olayları ve durumları anbean aktardığı tümceler, içinde bulunulan zamanın yansıtıldığı günce niteliğindeki tümcelerdir.
6. BAKIŞ AÇISI
Roman mektup tarzında kaleme alındığı için birinci kişi anlatım kullanılmıştır. Hatta daha öncelikli olarak mektup tarzında yazılmış olması dolayısıyla tanrısal bakışa özgü anlatım kullanıldığı da olmuş; ancak bu yine de mektup çerçevesinde olduğu için sınırlıdır.