Zamanın Salıncakları (son)Zamanın Salıncakları (son)Selma Teyze. Altmış sekiz yaşında. Yüzünde asla tamamen anlayamayacağınız bir ifade ve ifadenin içindeki üstü kapalı yaşlılık serzenişleri allık rolü yapıyordu kırışmış yanaklarına. Saçları beyazlara teslim olmuş ama gözleri hala kapkaraydı. Zamanın artistlerindenim dercesine kırpıyordu her bir şeyi gören küçük ve özlü gözlerini. En usta terziye diktirdiği entarisinde hiç deliği yoktu geçmişin. Hatta dirseklerinde bile yama yoktu, çok düşmemiş besbelli. Gün batımı renginde bakışlarıyla süzüyordu kum havuzundaki altı bağlı çocukları. Benim de bağlanacak mı altım diye gülümsüyordu bulutlara, onlarla arkadaşlık edercesine. Elini cebine götürüp babasının avucuna sıkıştırdığı ilk mendilini çıkarıp kokladı maziyi koklar gibi. İçinde bir bayram sabahı koptu aniden. Ailenin en şanslı çocuğu olmanın göğüs kabarıklığıyla anımsıyordu herkesten önce giydiği bayramlıklarını ve elindeki mendili tekrar buruşturup soktu cebine tüm özensizliğiyle. Kim bilir yine neye kızmıştı bizim huysuz teyze.Hiçbir yaşıtıyla kahve sohbetleri etmeden geçen yaşlılık günlerinde kendisiyle konuşurdu hep. Yalnızdı lavanta rüyalarında. Hep o koku vardı burnunda, lavanta… Gençliğinin gizli iksiri ve tüm işvelerinin en güzel hediyesiydi o. Eflatun günahlar işledi büyük başlıklı süslü yatağında. Erken yaşta mal ve mülk girmişti koynuna. Zevk-i sefayla sevişmişti yirmili yaşların çürük merdivenlerinde. Altın tırabzanlardan kaymıştı şen kahkahaların ruhunu doldurduğu otuzlu yaşlarında. Sevdiğini sanıp merdiven dayamıştı bir adamın sisli hayatına ama hüsrandı onu uğurlayan hikayenin sonunda. Param var diyip sarılıp uyurdu o çirkin kâğıt parçalarına. Hiç biri kapamaya yetmedi aç gözlerini. Yedikçe yedi ve şimdi bir huzur evinin en güzel odasında dünle yıkayarak asıyor vicdanını ipe. Şimdiyse parktaki çocukları öpüyor uzaktan. Sevmek istiyor adını vermek istediği onlarca doğmamış ve doğmayacak torununu. Yalnızlığından, hayatından, yaşadıklarından ve geçmişinden bir parça pişmanlık duymadığını gösterir gibi dimdik duruyor eğilmek için can atan kamburuna rağmen. Her gün parka gelip oturuyor en sağlam salıncağa yaşını başını umursamadan. Hafif hafif sallıyor ve avutuyor kendini, eksik kalan boşlukları çocuk sesleri doldursa da odasındaki sessizlik dolduramıyor camdan gelen hüzün aralıklarını. Her gece rüzgâr gelip fısıldıyor kulağına nasıl da yok olup gittiğini, sevilmeyip sevemediğini, sonra soruyor mezarını neyle dolduracağını. Bir tane bile sevap gelmiyor aklına rahat uyuyabilmek için. Kıvranıp duruyor en koyu maviliklerde. Huzur evi görevlisi: Selma teyzeyi dün gece kaybettik.Daha yaşar gözüyle baktığımız asil teyze şimdi daha rahat olacağına inanmak istediğimiz bir yerde. Umarım umduğumuz gibidir. Bizle hiç konuşmaz ve gerekmedikçe muhatap da olmazdı. Laf aramızda biraz burnu büyüktü, sanki bizler hali hazırda köleleriydik ve her an hizmete hazır olmalıydık onun için. Ne yalan söyleyeyim pek sevmezdim onu. Tamam, asil bir hanımdı ama hep yalnızdı. Kendi geldi ve kendi gitti şimdi de. Yalnızdı ölüme terk edilen anasız babasızlar gibi. Hep aynı elbiseyi giyerdi, her gün gelir yıkayın der gibi üzerimize uzatırdı titreyen ama taviz vermeyen benliğiyle. Yukardan bakardı bize, kendisi hiç küçülmeyecek gibi. Neyse ölünün arkasından bu kadar da konuşulmaz ki… Ama bilin istedim şu gününüzün size nasıl döneceğini. Parklara bekçilik etmekle öpülmüyor yaşlı eller. Emek istiyor hayat. Ondan sonra sunuyor şükranlarını bayramlarda. Bir telefon olup serinletiyor yalnızlıktan yanan içinizi. Gençlikte bir ağaç dikin ki o da gençliğinde gölge olsun yılların üzerine salacağı asi güneşe. Huysuzlanmayın artık, bırakın şu inadı! Hadi kalkıp bir bakın aynaya, hep böyle kalmayacaksınız ya, elbet eskiyecek bu beden, bu yüz, bu duygular… Ama ruhunuz, ya bir antikacı da gözbebeği olup duracak alıcı gözlere pas vermeyen tavırlarla ya da bir hurdacı alıp götürecek onu bir çiklet parasına. Haydi, bırakın artık şu kibiri, boş kalmasın yanı başınızdaki zamanın salıncağı. Arkadaşlık etsin biten günlerin muhabbetine. DeniZ`
Yazı Sahibi
Etiketler
zamanin+salincaklari+son+ , zamanın , salıncakları , son , deniz , İlker , toker , yaşamdan , hikayeler ,
Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Zamanın Salıncakları (son) isimli yazı, Deniz İlker Toker tarafından 18.09.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Müjde Özel yazıyı tebrik etti...
Hüseyin Durmuş yazıyı tebrik etti...
Leyla Ak yazıyı tebrik etti...
Adem Efiloğlu yazıyı tebrik etti...
Ayşe Eryılmaz yazıyı tebrik etti...
Zeynep Tümöz yazıyı tebrik etti...
Kasım
23
Kasım
23
Savaştan Sonra Yenilgi
• Şerafettin Yılmaz • Yaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
23
Kasım
22
Kasım
22
Seni Ölesiye Hiç Bitmeyesiye Seviyorum5
• Gökçe Erözderim • Yaşamdan Hikayeler • 37 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
20
Kasım
16
Kasım
8
Kasım
6
Kasım
3
Haziran
23
Ağustos
19
Haziran
17
Haziran
15
Ekim
12
Kocaman Bir Yüreğin Ellerindeki Aşkın Hikâyesi
• Deniz İlker Toker • Aşk Hikayeleri • 341 kez okundu. • 6 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||