kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler

Zindan


Zindan

Uzun zaman etrafı akarsularla çevrili bir kasabada kalmıştı. Kıyıdaki kaya parçalarına çarpan suların sesi mistik bir heyecanla kendine çekerdi. Su kuşları gagalarını daldırıp çıkarışlarında uzaklara doğru yol alırlar. Bir süre sonra aynı noktaya geri dönerlerdi. Saflıkla izlenilen varlıkların dahice hareketlerinde aksama olmuyordu.
Bir zindandan farksız olan kasabanın sıkıcılığından hayvanların rutin davranışları onu koparıyordu. Bağımsızlığına meraklı benliği hapsedilmişti. Bırakıp çekip gitmek varken burada oluşuna anlam veremiyor; azabın kendi eliyle sonlandırılabileceğine kendini ikna etmeye çalışıyordu. Neydi onu burada kalmaya iten? Bilemiyordu ya da bilmek istemiyordu.
Bahçede ayakuçlarına basarak ilerliyordu. Toprağın yüzeyinde dolaşan herhangi bir canlının canını yakmaktan ürkerdi. Bir karınca ya da solucan toprak kokusunu burnuna ulaştıran varlıklar gibiydi gözünde… Karıncaların ekmek kırıntılarını taşıyışına saatlerce gözetmenlik yapardı. Tehlike karşısında uyarmak için gözü dört dönerdi. Yuvalarını ezberlediği için orayı korumak adına geçiçi önlemler almıştı.
Kuşların ağaç dallarına konarak oluşturdukları orkestra ona göre büyük senfoni sahnelerini aratmayacak tarzdaydı.
Bu kadar özgürlüğün yaşandığı bir dünyada kendini zindana sokan yegane olgu neydi? Her sabah şehre giden minibüsün içinde pılını pırtısını toplamış bir vaziyette bulunma isteğiydi. Onun kornasını çalmasıyla kasaba halkı şehre kalkan ilk ve son araca atlayıp yola koyulurlardı. Akşamın kör karanlığında ışıklarını yakmış bir vaziyette kasaba meydanına dönen araçtan teker teker dökülen insancıklar medeniyet görmenin sevinciyle evlerinin yollarını tutarlardı. Gördükleri duydukları kasaba kahvehanesinde ertesi gün meydana dökülür. Üzerinde uzunca sohbetler edilir. Siyasi tartışmalar eskimiş gazetelerin sayfaları üzerinden yapılırdı.
İçi yanarak ve zamanı geriden takip etmenin verdiği hüzünle çayını yudumlayıp, eskimiş haberlere kulak kabartırdı. Akarsular ondan daha tazeydi; kıskanmamak elde değil diyerek iç geçirirdi. Onlar hergün farklı bir akış içindeyken kendisi ısıtılmış gündemi bir daha ki havadislere kadar yalayıp yutmak zorunda kalmıştı. Akarsu kenarında büyüyen ufacık ağaçlar çiçek açmış; kırmızı, sarı, yeşil demeden göz kırparlardı. Kendini meyvesiz ve çiçeksiz bırakan zindana küfürler savururdu. Burada konuşulan herşey eskiye, kasabadan uzak şeylerdi. Burada kalan her zihniyet doğanın içinde doğanın parçası nefes alan birer varlıktı. Düşünmek ve yeni fikirler üretmekten öte bilek gücüyle tarla işleyen ropot konumundaydı. Kasabanın bir ucunda yönetici ağa komut verip düdüğünü çaldığı anda herkes hipnotize olmuş vaziyette sabahın köründe tarlaya koşardı.Bu kasabayı anlatma isteği duymazdı.
Kaçma arzusuyla yanıp tutuşurdu. Birgün gerçekleşeceğine olan inancı onu hayata bağlamıştı. Dağların öte ucuna ulaşıp ben geldim diye haykırmak isterdi. Kasaba meydanında gün boyunca kimsecikler görünmediği için kendini daha bir yalnız hissederdi. Herkes ağanın tarlasında köle gibi çalışırdı. Bir zamanlar babasının kasabanın adı geçen ağalarından biri olduğunu anımsayınca suskunlaşırdı. Çekişme ve babasının akarsuya düşüp ölümü çocukluğunda derin yaralar açmıştı. Kulaktan kulağa dolaşan öldü, öldürüldü dedikodularını sokak köşelerinde oynarken duymuştu. Bir duvar örmüştü etrafına o günden sonra… Okulunu yarım bırakıp dağlarda çiçeklerle haşır neşir olmuştu. Hayvanlarla koklaşmış onlarla koşup oynamıştı. Evde kendisi için göz yaşı döken annesi de birgün çekip gidivermişti. Ağanın birinin ikinci hanımıydı anası o günden sonra… Biraz kin biraz öfke gelip geçen günlerin ardından genç bir delikanlıydı. Babaannesinden başka varlık tanımayan bir benlikti.

Tarla işlerken kinini ondan çıkarmak isterdi. Bir taraftanda gözleri ufacık canlıları takip etmek olurdu.
Askere gidip geldikten sonra kasaba yabancıydı gözünde...Kışlanın kalın duvarlarına özlem duyduğu olurdu. Patates soğan soymakla geçen günler daha heyecan vermişti. Hafta sonları izinli çıkışlarında amcaoğlu ile Beyoğlu’nu arşınlamak ayrı bir haz kaynağı olmuştu.
Beyoğlu taksim canlı bir dünyaydı. Kasabadan uzak mı uzak insanların yaşadığı şehrin sokakları parkelerle örülüydü. Toprakla örülü kasabanın tozlu yollarına bakıp burun bükmüştü ilk günler…
Birgün düşüncelerinden kır saçlı amcasına bahsetti. Kasabanın duvarlarından dışarıya akmak isteğini söyledi. Amcası bir zanaatı olmadığını söyleyerek gözünü korkutmuştu.
Kazmayı vurdukça parça parça kopan toprağa cellat endamıyla baktı. Siz mi beni hapsedersiniz alın size diyerek indiriverirdi. Onu uzaktan seyreden olsa bir hayvanı ya da insanı diri diri kestiğini sanırdı.
Bir ses uzaktan ağa seni yanına çağırdı diyordu. Ağanın has adamı Hasan’a baktı. Başını salladı, ağanın kendisiyle alıp veremediği yoktu. Alacağını yıllar önce almamış mıydı?
Kazmayı fırlatıp attı elinden. Yavaşça yürümeye başladı. Kasaba meydanında bir minibüs vardı. Bu saatlerde ne işi olabilirdi, diye söylendi.
O sıra sırıtan göbekli ağa göründü.

Merakla yüzüne baktı. O, meydanın bir kenarındaki ağacın yanında durmuş; el işaretiyle gelmesini emrediyordu. Yan yana geldiklerinde, gözlerini ona diken ağa;
“Seninle baba evlat gibi konuşmak istiyorum” dedi.
Yüzüne küçümseyen bir ifade oturmuştu.
“Benim babam öldü. Size borçlu da değilim.” Dedi.
İlk kez dik dik konuşuyordu.
“Lafın gelişi söylediğimi kabul et. Babanla aramda bir dava olduğunu inkar etmiyorum. Baban benim sevdiğim kadını kaçırdı. Bu da senin annen… Onun ölümünden sonra annenle evlendim.” Demişti ağa…
“Babam ölmedi, öldürüldü” dedi.
“Benim öldürdüğümü mü ima ediyorsun. Öldürüldüyse bile ben yapmadım”diyordu göbekli ağa…
“Söyle benden ne istiyorsun?” dedi.
“Açık konuşma mı istiyorsun?” dedi
“Evet”
“Buradan gitmeni istiyorum. Seni gördüğüm zaman babanı hatırlıyorum. Anneni çok seviyorum. Bu sevgimin önüne hiçbirşeyin girmesini istemiyorum. Annenin daha önce babanla birlikte olduğunu anımsamak bana acı veriyor.” Demişti.
“Sen bencil bir adamsın. Sömürgeci adi bir herifsin” dedi.
“Sevdiğim kadının oğlu olmasan burada tek kelime konuşma fırsatın olmazdı. Sonkez anneni gidip gör ve çek git.” Dedi.
“Ya gitmezsem”
“O zaman hatır dinlemem bilesin”
“Bak sen… ne yaparsın lan… Gitmiyorum” diyerek sandalyeye vurup arkasını dönüp uzaklaştı oradan…
Zindandan kaçması için büyük bir fırsat yakalamıştı. İnat değil mi? Gitmeyeceğim diyordu kendi kendine… Eve gelmişti, sertçe kapıyı çarptı. Yaşlı babaanne korkuyla irkilmiş yatağından doğrulmuştu.
“Ne o oğul?” dedi kadın kısık sesiyle…
“Ağa bozuntusu beni tehtid ediyor.” Dedi.
“Seninle derdi neymiş o zalimin” deyivermişti gözleri ateş fışkırarak…
“Ben kasabayı terk edecekmişim. Beni görünce babamı hatırlarmış” demişti. Odanın ortasında dört dönüyordu.
“Ah oğul…Hata senin ananda…Seni küçücük yaşında bırakıp gitti uçkur davasına…” dedi.
“Sus nine…Bana adam öldürtme…” dedi.
“Aman oğul sen onlara uyma… Git buralardan, baban gibi ölüm haberini almak istemiyorum.” Dedi kadın.
“Gitmeyeceğim. Kimse beni buradan atamaz. Borçlu değilim.” Dedi.
Kadın fazla konuşup; ortamı daha germek istemiyordu. Gözleri torununun davranışlarını izliyordu.
Babaannesinin kendini abluka altına alan bakışlarını fark ettiğinden odadan çıktı. Kendini dağlara vurma isteğiyle bilinçsiz yürümeye başladı.
Anne ve babasıyla ortak olan günleri hatırlamak istiyordu. Anılarında çok az şey kalmıştı. Kasabada geçen bir gün, dondurma yemişlerdi birlikte… Annesinin ihanetini affedemezdi. Yıllardır arayıp sormayan bir anne için burada kalmanın anlamı yok, diyordu kendine
“Bu zindandan gitmeliyim” dedi.
Koşar adımlarla kasaba meydanına geldi. Kahvede çayını yudumlayan ağaya yaklaştı.
Teklifini kabul ediyorum. Ama şehirde geçinmem, kolay değil dedi.
Ağa bıyık altından gülümsemekteydi. Çayından bir yudum daha çekip;
“ Tüm arazini bana satacaksın. Bunun dışında sana şehirde ev alman için fazladan para da vereceğim” dedi.
“Babaannem var. Satamam araziyi” dedi.
“Babaanneni de al git buradan. İkinizi de görmek istemiyorum.” Dedi.
Yine tereddüte düşmüştü. Ama pes etmeyecekti.
“Tamam. Sen işlemleri başlat, parayı hazırla” dedi.
Babaannesine durumu anlatmanın kolay olmayacağını biliyordu. Onu toprağından koparmak ölüm olabilirdi.
Sakin bir ses tonuyla;
“Babaanne teklifi kabul ettim” dedi.
Babaannenin yüzüne hafif bir rahatlama ifadesi gelmişti.
“Ama bütün her şeyi satıp gitmemizi istiyor. Ben de kabul ettim” dedi.
Kadının yüzü düştü birden. Etrafına bakındı. Belli ki eski hatıralara veda etmek kolay değildi. Torunu için katlanması gerektiğini bilen bir tavırla;
“Olsun evlat. Yeter ki sana zarar gelmesin” dedi.
Bu gece diğer gecelere nispeten daha uzun geçmişti. Zindanda geçirdiği son saatler ve özgürlüğe giden yol vardı önünde…
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kalktı. Babaannesi yol için çörek yapmış ve kokusu evin içini sarmıştı. Bir tanesini yiyerek bahçeye çıktı. Karıncalarıyla vedalaşıp çörek kırıntılarını yuvanın yakıntılarına bırakacaktı. Bu sabah uyanmadınız, dedi. Sonra ben erkenciyim diye söylendi.
İçeri girdiğinde babaannesi;
“Oğlum kamyon ne zaman gelecek?” dedi
“Kamyona ihtiyacımız yok.Evi olduğu gibi kapatacağız. Evi satmadım. Sadece araziyi sattım. Ev ve bahçe bize ait. Yeni evlenen Celal varya ona kiraladım.” Dedi.
“Ağa bunu kabul etti mi?”
“Evet…Yüzümü görmeyeceğine onu ikna ettim.” Dedi.
Bavulları alıp evden çıkarken yaşlı kadının gözleri dolu dolu olmuştu. Ninesinin kolunda kasaba meydanına doğru yürürken yüzünde hem sevinç hem de hüzün vardı.

Minibüse binerken ağanın yüzündeki zafer çığırtkanlığına aldırış etmedi. Araç tozlu yollardan aheste aheste ilerlerken ninenin göz yaşları gözlerinde kurumuş; torununun ellerini sıkıca tutuyordu.
“Oğlum ne yapacağız” dedi.
“Nine İstanbul’u gördün mü?” dedi.
“Yooo… Şu bizim başşehir öyle mi?” dedi.
“Hayır. Orası Ankara…”
“Hııı…”
Ninesinin heyecanını duymaya başlamıştı.
“Oğul orada eyüp sultan varmış.Beni götürür müsün?” dedi
“Nine seni İstanbul’un her yerine götürecem” dedi.
Şehre gelmişlerdi. Kadın etrafına bakındı.
“Ben burayı hatırlıyorum. Çok uzun oldu ama…”
“Nine buradan İstanbul arabalarına bineceğiz.”
İstanbul arabalarına binip araba hareket edince her ikisi de suskunluğa bürünmüştü. Dakikalar saatler akıp geçmişti.
Yorucu bir yolculuk bitmek üzereydi. Göktelenleri gören nine
“Amanin bunlar ne?” dedi
“Nine orada insanlar yaşıyor.”
“Bizim kasabadaki herkes sığar oraya”
“Nine ne kasabası şehirdekiler de”
“Oyyy. Biz nereye geldik böyle. Aman oğul biz geri dönelim. Burada insanlar çok doğurmuş bize yer kalmaz.” Dedi.
“Yok nine doğuranlar buraya geliyor. Kaldıkları şehirde geçinemeyince…” dedi.
Kadını gördüklerine ikna etmekte zorlanıyordu. Ninesi kadar korku doluydu içi. Esenler otogarına indiğinde amca oğlu Selo’yu görmek biraz rahatlatmıştı içini…
“Hoş gelmişseniz” diyerek koşmuştu Selo…
“Aman Selo… Kıyafetlerin değişmiş.” Dedi nine…
“Nine şehirliler böyle giyiniyor.” Dedi.
Selo gülümsemeye başlamıştı.
“Ne gülüyon oğlum. Sen ilk geldiğinde bizden farklı mıydın?” dedi.
“Tamam gülmüyorum. Taksiyle gideceğiz. Emlakçıdan sana ev buldum. İki gün içinde satış işlemlerini yaparız. Dönercinin biri de dükkanı devrediyormuş. Orayı da alırız.” Dedi.
“bakıyorum da her şeyi halletmişsin” dedi.
“Oğlum bunca sene başkasının yanında çalıştım. Senin yanında çalışacağım. Sermaye senden işletme benden.” Dedi selo…
Nine hayırlısı diyerek taksiye bindi.
Aradan günler aylar geçmişti. Nine torun hayatlarından memnun… İşler yolunda gitmiş, ikinci dükkan açılmıştı. Ama adamın aklı kasabada kalmıştı. O zindanı delip çıkmış olsa da zincirliydi bir şekilde… Postacının sesiyle irkildi.
Kasabadan teyzesinden mektup gelmişti. Heyecanla mektubu açtı.
“Sevgili Oğlum
Annen hakkın rahmetine kavuşmuştur. Umarım annene kinin azalır sana anlatacaklarımdan sonra… Annen bilerek seni terk etmedi. Ağa olacak adam onun ırzına geçince sana leke sürdürmemek için evlendi.
Yeni hayatında mutlu ol… İntikam peşine düşme… Geçmiş geride kalsın ama anneni affet. Ölürken tek dileği buydu”
Mektup kağıdı avuçlarından yere düşmüştü. Gözlerinden süzülen iki damla yaş son zincirleri kırmıştı.



Zindan
Yazı Sahibi
Havva Gülbeyaz
Havva Gülbeyaz tarafından 2.5.2008 tarihinde eklendi 125 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Zindan isimli yazı, Havva Gülbeyaz tarafından 02.05.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Ersin Başeğmez yazıyı tebrik etti...
tebrik Barış Öztürk yazıyı tebrik etti...
tebrik Kemal Zindan yazıyı tebrik etti...
Çok Beğendim tebrikler...Hayat acı gerçeklerle dolu maalesef.Kaleminiz daim olsun...


03.06.2008 tarihinde yorumlandı.

konusuyla,anlatımıyla,akıcılığıyla gerçekten harikulade ve okunası bir öykü... sonu oldukça hüzünlü bitse de malesef hayatın gerçeğinden bir kesit hala... teşekkür ediyorum bu anlamlı satırlarınız için...


03.05.2008 tarihinde yorumlandı.


Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
Ali Osman TaşlıcaYaşamdan Hikayeler • 17 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Kişisel Markanı Yaratmak
Ali Osman TaşlıcaYaşamdan Hikayeler • 11 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Bir Anjiyo Hikâyesi
Münevver ErilmezYaşamdan Hikayeler • 17 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Aysel/69
Abdurrahman TümerYaşamdan Hikayeler • 50 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
4
Adak (9 Bölüm)
Aylin BaşdemirYaşamdan Hikayeler • 54 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
5
Siyahi Gecenin İçinde
Havva GülbeyazToplumsal Şiirler • 231 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Temmuz
22
İstanbul`da Özlem
Havva GülbeyazHayata Dair Denemeler • 181 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
13
Sen Varlığa Geçişin Kapısısın
Havva GülbeyazHayata Dair Denemeler • 170 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Temmuz
13
Devrim Ateşi
Havva GülbeyazKlasik Şiirler • 234 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Temmuz
13
Seni Sensizliğinde Yaşarım
Havva GülbeyazKlasik Şiirler • 148 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
28
Teşhirci Kadın
Havva GülbeyazEleştiri Makaleleri • 1719 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Eylül
15
Aldatmak ve Aldatılmak Üzerine
Havva GülbeyazYaşamdan Hikayeler • 1493 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Eylül
20
Sinop Tarihi Cezaevi ve Nazım Hikmet
Havva GülbeyazEleştiri Makaleleri • 1221 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Eylül
15
Köy Enstitüleri
Havva GülbeyazHayata Dair Makaleler • 1082 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Eylül
14
Bu Kadar Zor mu Seni Seviyorum Demek
Havva GülbeyazSevgi ve Aşk Şiirleri • 978 kez okundu. • 16 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Zindan, Zindan hikayesi, Zindan hikaye, Zindan nedir?, Zindan hakkında bilgi, Zindan hikayeleri, Havva Gülbeyaz hikayeleri, Zindan nedir, Zindan hikayesi, Zindan hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi




ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Current Accounts | Credit Counseling | Currency Converter | Credit Card | Debt Help | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul